6 Aralık 2010 Pazartesi

Doğumgünü

Bu post yayına girdiği anlarda kardeşim Ethem'in doğumgünü olacak.

Hayatın sillesini yiyip, başka başka yerlerde başka hayatlar yaşamaya sürgün edildiğimiz şu aralar, bütün sevdiklerinle beraber, beraber olamasanda onların iyi olduklarından haberdar olarak, mutlu bir hayat geçirmeni dilerim. Nice yıllara kardeşim, hep beraber ;)

26 Kasım 2010 Cuma

İş güç :)

Uzun zaman olmuş, en son yazdığımda buhranlardan buhran seçmişim. Ama şimdi herşey değişti, hayatım çok değişti.

İş buldum, evet. BP'de çalışıyorum. Zorlu bir iş, 8'de başlayacak olan mesai için 7'de çalışmaya başlıyorum mesela. Bu iş için evden ayrıldım, yeni bir eve çıktım. Çok zor oldu benim için. Aynı anda hem mutluydum, hem değildim. Şimdi de öyleyim. Buruk bir mutluluk var içimde. Sahip olduğum şeylerin değerini anladım. Ve şükrettim.

Ev hayatı güzel, ve zor :) Zaman geçtikçe alışıyorum ama, benimsiyorum burayı. Bugün internet de bağlandı, pek bir eksiğim kalmadı.

Zaman geçtikçe yazmaya devam edicem, Ethem'e inat :P

19 Kasım 2010 Cuma

Bayram, Aydın, Sevgiler Saygılar

Herkese mutlu bayramlar öncelikle!

Herkesin unuttuğu bir blog haline getirdim sonunda burayı:) Eylül'den beri yazmazsam bu hale gelir tabi. Neyse herkes okumamış olur diyerek bir pollyannalık yapacağım.

Aydın'dan sevgilerle öncelikle. Cumartesi bayram nedeniyle geldiğim memleketimden bugün itibari ile ayrılıyorum ve yine İstanbul işte. Burada ailem ve arkadaşlarımla geçirdiğim bayramı aslında çok ama çok seviyorum. Ne yazık ki bugün geri döbüyorum ama İstanbul'da da özlediğim birisi var elbette:) Adını söylememe gerek yok herade akşam görüşücez kendisi ile.

Bu arada Sarper Bey BP çalışanı oldu ama artık buraya yazmaz herhalde:) Kendisine yeni işinde başarılar diliyorum. Umarım herşey güzel olur onun için de.

Şimdilik bu kadar, parmaklarımdaki pası biraz atayım diye yazıyorum bu yazıyı da:) Sonrasında devamı gelicek elbette.

Not: Aydın'daki çocuklar flüt çalmasınlar. Bir de kareokede sesimin güzelliğini keşfeden ofis arkadaşlarıma sonsuz sevgiler saygılar(Annem ve ablam hala buna inanmıyorlar!)

5 Eylül 2010 Pazar

1 Ay

Son yazı yazdığımdan bu yana 1 ay geçmiş ve yine burayı boşlamışız, lakin bu kez en fantastik en süper bahanemi yazıcam: İŞ BULDUM:) Artık İstanbul'da bir evim var, işim var ve herşeydne önemlisi mutluyum(nazar değmesin).

1 ay önceki yazarkenki ruh halimi hatırlıyorum da cidden çok kötüydüm. Ve yine o gün aldığım bir teklif ile şu andaki halime dönüştüm. Hayat işte garip bir anda değişiveriyor herşey. Uğraşıp, emek verdiğiniz şeylerin karşılığını almak kadar güzel bir şey yoktur heralde dünyada.

Merck&Sharp Dohme'de çalışıyorum 3 hafta kadar oldu heralde. Astoria'dayım yakınlarda olan varsa her zaman belklerim. Lojistik Data Sorumlusu olarak görev alıyorum ve gerçekten iş ortamı insanlar herkes çok iyi:)

Burak'la eve çıktık beraber. Beşiktaş'ta Vişnezade'de kalıyoruz, güzel şirin bir evimiz oldu. Misafirliğe gelecek olanlar bana boş mesaj atabilirler ki gelirken evin ihtiyacını mesajla atabileyim. Bu arada 3 buçuk gün süren ev arama hikayemiz için apayrı bir post gerekli zaman bulursam onu da yazıcam elbette.

Baran, Cansu ve Feyzan İstanbuldaki İzmirliler listesine kayıt yaptırdılar. Şimdi blogun diğer yazarını bekliyoruz büyük bir heyecanla. Sarper dostum sen gel, sana daktilo alıcam, böyle old school - marjinal bir hava içerisinde yazdırıcam sana yazıları. Bilgisayara ben geçiririm rahat ol:)

Sevgilerle

6 Ağustos 2010 Cuma

ETA 1m0d0h

Hala evdeyim.

Tatil adı altında işsizlikten çekmekteyim. Henüz evde bu konumuma karşı bir itiraz yok, ancak zamanla o da olacak, biliyorum.

Yaz bütün sıcaklığıyla ortalığı kavurmakta.

Yaptığım bütün seçimleri sorgulamaktayım şu sıralar. Hayatımla ilgili bütün seçimleri. Doğru mu yapıyorum diye düşünüyorum.

1 ay. En geç 1 ay içerisinde farklı bir yerde olacağım.

5 Ağustos 2010 Perşembe

Soru İşaretleri

Hala İstanbul'dayım ve hala oradan oraya koşturmaktayım. Hala belirsiz herşey, hiç bir zaman sevemedim bu ruh halini. Genelde mutluyum herşeye rağmen, hala hayallerimin, isteklerimin peşinden koşuyorum tüm gücümle. Ailem, yakınlarım destek oluyorlar çok şükür bunun için. Ama işte bu ruh halidir canımı sıkan. Ne olacak, ne bitecek korkuları hep içimde. İyi bir şey olsa bile yine canımı sıkabilecek başka bir şey bulabiliyorum. Hep umut dolu oldum, yaşama sevincim bir an için düşmedi en zor anlarımda bile. Şu anda canım çok sıkkın, böyle olacağını biliyordum belki de hani buna hazırlıksız da yakalanmadım.

Hemen hemen 2 ay önce bir tweet atmıştım, "bugün daha kesin bir hayatım olabilirdi" diye. Hala herşey aynı. Hiç birşey kolay olmayacak elbet de ben artık sıkıldım, bunaldım. En ufak şeylere canımı sıkıyorum. Ben bunun hayalini kurmadım. Herşey bir yana, öğrenci olmak çok güzelmiş bunu anlıyorum. Kimseden bir baskı görmedim şu ana kadar, ailem hep arkamda, bugün bile konuştuk. "Sen nasıl istiyorsan, onu yap" dediler. Şimdi öyle bilgisayar karşısında oturmuş, bir yandan gözyaşlarıma engel olmaya çalışıyorum, bir yandan bir mail bir telefon bekliyorum. Ben çok mu hayalperestim bilmiyorum. Zor yahu çok zor...

My Way by Elvis Presley



Öldüğümde bu şarkı çalınsın yeter ki. Bu, şarkıdan çok daha fazlası herhalde...

and now the end is near
and so i face the final curtain
my friend, i'll say it clear
i'll state my case,
of which i'm certain
i've lived a life that's full,
i've travelled each
and ev'ry highway
and more, much more than this,
i did it my way
regrets i've had a few
but then again
too few to mention
i did what i had to do,
and saw it through without exemption
i planned each chartered course,
each careful step along the byway
and more, much more than this,
i did it my way
yes there were times i'm sure you knew
when i bit off more than i could chew
but through it all
when there was doubt i ate it up
and spit it out
i faced it all and i stood tall
and did it my way
i've loved i've laughed and cried
i've had my fill my share of losing
and now as tears subside,
i find it all so amusing
to think i did all that
and may i say, not in a shy way
oh no, oh no not me
i did it my way
for what is a man
what has he got, if not himself
then he has not to say the things
he'd truly feels and not the words
of one who kneels
the record shows i took the blows
and did it my way
yes it was my way.

My Way

17 Temmuz 2010 Cumartesi

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Kep, Çeşme, Haftasonu

Bu blogun adını ben koydum, en sahiplenmesi gereken ben, 1 ayda sadece 1-2 post girmiş bulunmaktayım. Hiç bir zaman unutmadım, ne yazmam gerektiği hep aklımdaydı ama sadece zaman bulamadım diyebiliriz. en son yazdığımda kepleri atıcaktık, sonra ertesi gün Çeşme'de bunu kutlayacaktık şimdi hepsi sona erdi. Önce kep, sonrasında da Çeşme'den bahsedeyim sizlere biraz.

Kep töreninde heyecanlanıcağımı hiç düşünmemiştim ama sahneye çıkarken olan oldu, "hoop noluyo lan?" nidalarıyla diplomayı almaya uzanırken birden kebimin düşüyor oluşu beni iyice kendimden geçirtti. Sonuç olarak, yukarıda ve aşağıda gördüğünüz komik fotolar ortaya çıktı:) Aşağıdaki ilk fotoda sanki yıllardır görmediğim babama koşarcasına bir halim var mesela. Şu anda bile baktıkça kendi kendime gülüyorum:) Bir sonraki fotoda ise hala kebi düzeltiyorum ya, o daha da efsanevi. Yahu ne kepmiş arkadaş bi doğru düzgün durmadı kafamda ya, zaten tören sonunda çılgınlar gibin fırlattım.




Çeşme'den bahsetmeliyim, öncelikle blogun diğer yazarı Sarper'e sonsuz teşekkürlerimi sunmak istiyorum. 3 gece boyunca krallar gibi ağırladı bizi. Sıkılsa bile belli etmedi, Setro ve Serdar Bey 3'lüsüyle oluşturduğumuz lakin farkedemediği çirkeflik oyununa katlanabildi ya helal olsun. Karşımda, eğer benim gibi bir rakip olsa herhalde "öeh yeter be" diyip oyunu çok öncelerden bırakabilirdim herhalde:)

Ontur'daki mezuniyet gecemiz inanılmaz eğlenceliydi. Genç mühendisler fena dağıttı gece boyunca. Alkolün sınırsız olmasının etkisiyle (ki buna rağmen, bar sırasında sıkılan ben, bir tane açılmamış votka şişesini alıp kaçtım:)) deliler gibi eğlendik. hala aklıma geldikçe gülüyorum yaptıklarımıza:) Hiç bitmesin diyebileceğim nadir gecelerden biri olarak akılda kalacak. Umarım hep beraber toplanıp bundan daha güzel eğlenceler yaşayabiliriz. Aşağıda gördüğünüz fotoda(Mahallenin delisi pozu ile) gecenin başka bir güzel olayına el atıp mekandaki telefonun kablosunu söküp telefon eşliğinde eğlenmeye başladım. Akabinde telefonu benden alan Sarper, güvenliğe yakalanıp kaçacak delik aradı. Bu da gecenin güzelliklerinden biriydi:)


Anlatılacak çok şey var aslında ama neticesinde geçen haftasonu dostlar, arkadaşlar ve sevgiliyle geçen süper bir haftasonu olarak tarihte yerini aldı. Şu anda İstanbul'dayım. İş bulma, hayata bir an önce atılabilme çabaları eşliğinde. Okulun bitmesi çok garip birşey. Bir anda gerçek hayatla başbaşa kalıveriyorsunuz. Umarım tüm arkadaşlarımın ve benim dileklerim gerçek olur.

1 Temmuz 2010 Perşembe

Neredeyiz?

Koskoca 1 ayda girebildiğim post sayısı 1. Kendimi kutluyorum bunun için ama zaman bulamadım yazmaya. Haziran ayı boyunca yolculuk yaptım resmen. Aydın-İzmir-İstanbul-Ankara-Çeşme Acun Firarda modunda gezdim dolaştım. Aslında sürekli kafamda vardı bu blog işi, ama yazamadım. Hala yazmak istediğim ayrı ayrı bir dolu şey var, lakin bugün onu da yapamaycağım sanırsam.

Neyse bugün mezuniyet törenim var. 5 yıllık serüven iyi kötü bugün sona eriyor. Şimdi hayat bizi nereye sürükleyecek onu göreceğiz. Haftasonu Çeşme, sonrasında da İstanbul'da olacağım. Bir sonraki post İstanbul'dan gelicek. O zamana dek görüşmek üzere...

24 Haziran 2010 Perşembe

Previously on Aşk-ı Memnu


Bihter yaşanılan sorunları anlatıp gerildiğini söyleyen Adnan'a "Bir duş al da rahatla" dedi. Bihtercim rahatlamanın başka yolları da var. Behlül'e gelince başka şeyler, Adnan'a gelince duş. Nerede kaldı senin adalet duygun !!

Matmazel Beşir'e "İlişkilerini kanıtlayan elinde ne varsa foto, film, grup fotoğrafı, threesome, sperm kalıntısı fark etmez, artık ortaya çıkarmalısın !!" dedi.

Adnan'ın flashbackler yaşadığı bir bölümdü. Behlül Bihter'in odasındaki aşk notu için amcasına "Ben Peyker'e yazmıştım.." dedi. Adnan da "He o zaman iyi" dedi. Ulan o zaman Nihat boynuzlanıyor. Desene adam gibi "Bihter'in kardeşini ne düdüklemek istiyorsun o zaman lan" diye. Adnan'cım ateş düştüğü yeri yakar tabi. Sen de bu bölüm göreceksin, bekle azıcık.

Behlül flaschback'de amcasının özür dilemesi üzerine "But I'm broken !!" dedi.

Adnan Bey, Beşir'in hasta odasına gidip düşük sesle kendi kendine dertlendi. Beşir ise önce seyrettiği filmlerde öyle yapıldığı için uyuyormuş gibi yapmaya devam etti ve sonra da çaktırmadan ağladı. Sen de bizim English Patient'ımızsın Beşir.

Bu Beşir kaç bölümdür yatarak para kazanıyor. O kazandığın para helal olmaz Beşir !! Şu herife en azından ayakta birkaç sahne yazsınlar da çocuk parasını hak ederek kazanmış olsun, biz de helal edelim !!

Nihal Beşir için çok üzülmeye devam etti. "Baba çok üzülüyorum Beşir'e. Düğün olacak ama hep aklımda o var. Ama Behlül'ün elini tutunca, o da benim mememi tutunca herşeyi unutuyorum biliyor musun tatlım?" dedi. Özellikle teknedeyken bence değil Beşir'i, babasını, ölmüş anasını, yurtdışına postalanacak kardeşi Bülent'i ve buna benzer daha birçok şeyi unutuyor Nihalcim !!

 O spastik tatlımlarını son defa söyleyeceksin Nihal !!

Bihter Behlül'ü telden arar.
Bihter-Behlül çabuk eve gel !!
Bülent-Ben Bülent
Bihter-Hee öbür hafta zaten herşey belli olacak, artık birşeyleri örtbas etmek istemiyorum, sen yine ver Behlül'ü !!

Bülent'in başının üstünde düşünme bulutu belirir. "Ulan galiba Behlül annemi .ikiyor. Canım çok sıkıldı". Hadi git babana ağla "Niye böyle oluyor" diye. Ulan Bülent senden hiç muhallebi çocuğu olmanı beklemezdim !!

Behlül'e kimse demedi mi şeytanla pazarlık yapılmıcağını, "Bihtercim senle çok güzel seviştik ama biliyorsun ki ben piçin tekiyim, bu zamana kadar da sevdiğim herkesi arkasından bıçakladım, seni de az aldatmadım zaten laf aramızda, e ben evleniyorum falan ya sen şimdi akşama rezalet çıkarırsın falan, aman ha!" Oldu canım Bihter Ziyagilim lan ben, akşama sen görürsün bakışlarıydı bence onlar.

Reklamlardan izleyemiyoruz ya diziyi ben diorum ki, gelin siz de ben gibi yapın. Yazdım reklam veren tüm şirketleri, bidaha pepsidir rexonadır alırsam iki olsun, sinir ettiniz yahu!!!

9 Haziran 2010 Çarşamba

#3

Başlıksız bir blog ile yeniden karşı karşıyasınız.

Bu aralar çok fena Red Alert 3'e sardım, neden bilmiyorum... Lisede 2'sini oynardık internet kafelerde, baya kaptırırdık kendimizi, superweapon'lar olmucak, ilk 15 dk. kaynak toplayıcılara saldırılmayacak falan diye... "Mert" bir savaştı yani, hukukları olan bir savaştı bizimkisi.

3 Haziran 2010 Perşembe

NBA 2010 FINALS



Finaller başlamadan önce havaya girmek için ideal bir video. Hatta şöyle söyleyeyim, kendi finallerim için bu kadar havaya girmedim. Bize de bir video lazım :) Çalan şarkının ne olduğunu bilmiyorum ama o da çok hoşuma gitti. Ayrıca bu videonun NBA tarafından yapılmaması da işin enteresan yönü. Zaten yapsalar da daha iyisi olmazdı. Rengim belli finalde. Her sene illa sikimsonik bir son saniye atışı ile çok kritik noktalarda maç kazanan L.A. bu kez Boston tarafından iyice dövülsün istiyorum. Rondo, Pierce, Allen ve Garnett güç sizde artık! İlk maç bu gece saat 4'te Ntv ekranlarında, kaçırmayın derim.

30 Mayıs 2010 Pazar

#2

Bu başlık bulma olayı ne fena iş. Ortaokulda lisede falan kompozisyon yazdırdıklarında başlıkları hep "arkadaşlar yavaş yavaş toparlayalım artık" anonsu yapılırken bulduğum için, oldum olası başlık atmayı sevmem. AHA! Evet ya, bundan sonra, bir günümüz yazılı basın trendi olan, gerekli gereksiz kalın karakter kullanma eğilimi içine giriyorum. Yerseniz.

Klavyenin tuşlarına basarken kafamda değinmek istediğim 2-3 konu vardı ancak şu an öyle bir rahat batıyor ki anlatamam, acayip üşendim. Onun yerine şu an kafamdan ne geçerse onu yazıcam buraya. Üşenmezsem 2-3 fotoğraf koyarım, eye-candy niyetine.


Photobucket


Düşünüyorum da, ütü yapmayı bilsem ne güzel olurdu. Evet, bilmiyorum. Ütü yapmayı bilsem, gerçekten de kendi kendine yaşayabilen bir adam olurdum. Yani elbette kimse kendi kendine yaşayamaz ama, kendi kendine yeten diyelim... Yok, o da saçma oldu. Her neyse işte, ütü bilsem iyi olurdu. Sadece ütü biliyor diye de evlenilmez ki biriyle. Aklıma gelmişken, askerden geldim diye herkeste inceden bir "eh, artık evlenirsin de sen" mesajı alıyorum, yapmayın.

Evet, ben kendimle barışık, eksikliklerimden utanmayan birisiyimdir bu arada. İtiraf #2, askerden geldim ama hala göbekliyim. Olabilir. Hala salak değilim en azından, bazı şeyleri daha net görüyorum. Yok yok, sosyal mesaj değil bu, genel. Kimse üstüne alınmasın ha. Alınması gerekenler olursa isim veririm, acımam.

Bu arada size de oluyor mu bilmiyorum, Facebook'ta birine denk geliyorum mesela, 42 ortak arkadaş gözüküyor. Hadi 42 demeyelim de, 29. Ama siz bu kişiyi tanımıyorsunuz. Hiç denk gelmemişsiniz, o 29 kişilik arkadaş havuzundan rastgele 4-5 kişi denk geldiğinde bile hiç o kişiyle karşılaşmamışsınız, hatta birbirinizden ateş dahi istememişsiniz. Çok ilginç geliyor bana. Bence öyle kişiler varsa bildiğiniz, hemen o kişilerle arkadaş olun. Zararlı çıkacağınızı düşünmüyorum. Ha ben olmam, neden derseniz, bir nedeni yok. Öyle... :)
[Böyle ruh hastası profili çizersem, belki başarılı olurum, Sid Vicious, Courtney Love hesaaabı, çaktın mı?]

Şu anda Müslüm Gürses'ten Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar'ı dinliyorum. Ciddi ciddi rakı içesim olduğunu anladım. İyi bir masada, peynir olacak, haydari olacak, ne bileyim, herşey olacak. Kuş sütü istemez.




Scarlett Johannson ile veda ederken, aslında şu an Blogger'a küfür etmekteyim.

26 Mayıs 2010 Çarşamba

#1

Aha da başlıyorum :)

Ben Sarper, bu blogu takip edenler beni mutlaka Ethem kişisinin yanında görmüşlerdir. Şöyleyim böyleyim demiyorum, bilenler bilir. Ethem kişisiyle beraber uzun yollar gitmişliğimiz vardır, daha da gideceğizdir ;)

Buraya yazdığım süre boyunca kendi bloguma da vakit ayırmaya çalışıcam, bakalım birini bile götüremezken, ikisini birden sürdürebilecekmiyiz? Bence yaparım :)


Gelelim düşünmeniz gereken konuya. Düşünün, ve bir zahmet yorum yapın.Lisede kurduğunuz hayallerin kaçını şu an gerçekleştirdik? Ya ben o zamanlar çok asiydim, ya da şu an hayat beni gerçekten usandırmış, emin değilim...O zamanlar kurduğum hayaller şimdi çok ulaşılmaz geliyor. Belki denk geliriz bi alkol masasında, o zamanki hayallerimi anlatırım, ancak şimdi, ne bileyim, çok sıradan hayallere sahibim. Bazen bunu farkedip, acayip üzülüyorum... Asıl sorun şu, nasıl oldu da bu duruma geldi(m/k) ?

İyice düşünün. May the force be with you.


NOT: Bu resim bana LOST'un sezon finalini söyleyen herkes için gelsin.

Frank Sinatra



Bunu en ufak bir neden olmamasına rağmen günün şarkısı ilan ediyorum. Afiyet olsun!

Özledik


Han Solo, Vader, Chewbacca, Leia, R2, Luke

İstanbul'a Karolinam Gelmiş!




İstanbul'a gidiyorum malum karolina gelmiş taa New York'tan. Bugün malum, Çırağan'da bi aileler tanışsın el öpülsün istedik. Şimdi Karolinamın yanına gidiyorum. Böyle bir bilgiyi medyaya bildirmeyip siz değerli dostlarımla paylaşmak beni daha mutlu edicekti ve i did it:)) İlgili haber için tıklayınız.

Sarper online.

Uzun zamandır Ethem'le birlikte düşündüğümüz blog işi sonunda başlıyor :) Kendi blog'uma ayıramadığım vakti buraya ayırmayı planlıyorum, zira her zaman 3-5 kişiyle birlikte yazmayı istemişimdir.

Şimdilik kısa bir giriş yapıyorum, ancak bu sadece ilk olduğu için böyle. Hani lisede ilk gün hocalar ders işlemez, öğrencileri "tanıma amaçlı" muhabbetler eder, o hesap.

23 Mayıs 2010 Pazar

It's not Over Yet



Çok uzun bir süre boyunca bu şarkının melodisi vardı aklımda. Abartmıyorum öyle her an değil ama 2 senedir falan ulan şöyle melodisi bu şarkının ama adı ne acaba diye merak ediyordum. 2010 yılının bana hediyelerinden biri oldu bulmamla beraber:)

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Anlar

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.

Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.

Farkında mısınız bilmem.

Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.

Hiçbir yere yanında termometre, su,şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ÖLÜYORUM...

Jorge Luis BORGES /Arjantin-1985

20 Mayıs 2010 Perşembe

Haftanın Özeti

* Bursa'da hala gol sesi yok keşke artık bir gol haberi gelse diyeceğim ama "Sesimi duyan var mı?".

* Lost'un son bölümüne hazırım ve ne olursa olsun her fırsatta diziye giydirsem de özleyeceğim seni Lost. Malum okul da bitiyor ama okul için de aynı şeyleri söylüyorum:)Bu arada yapımcılara teşekkür ederim finallerden bir hafta öncesine dizinin final bölümünü yayınlayacakları için.

* İstanbul'a gidip geldim çok eğlendim, çok mutlu oldum. Her şey çok güzeldi sevgilime de saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum:)

* Hastalıklarla başım dertte. Dudağımda iki tane uçuk, 4-5 seneden beri başıma gelmeyip dün akşam maçta cereyan eden gözlerimi deli gibi şişirip beni çaresiz bırakan alerjimden kurtulmak istiyorum. Umarım daha kötü rahatsızlıklar başıma gelmez çünkü bu sene sürekli hasta oldum daha da çekmem umarım.

* Dostum Sarper'in sonunda İzmir'e dönmesine çok ama çok sevindim. Bu gece de onunla beraber keyifli bir gece geçirdim, çok özlemişim.

* Geleceğim açısından istediğim bir kaç şey var şu anda ikisi de belirsiz ama umarım tek dileğim tanrıdan, ikisinin de istediğim şekilde olması ki umuyorum ki olucak.

* Son olarak blog yazmaktan sıkılmıyorum, ancak vakit bulabildiğimde yazıyorum ve hani blog açıp da "öeh be kim uğraşıcak şimdi bununla" diyen biri olamadım henüz olacağımı da hiç sanmıyorum. Buradayız yani rahat olun:)

* Son olarak her fırsatta haklı çıkmak kötü birşey. Biliyordum da tasdiklemem daha da hoş oldu, daha rahat uyumama sebep oluyor cidden. Hepinize iyi geceler!

11 Mayıs 2010 Salı

In Bruges



Son zamanlarda izlediğim en iyi film diyebilirim In Bruges için. Güzel müzikler, mükemmel oyunculuklar, olabildiğince iyi çekimler, Guy Ritchie filmlerinden aşina olduğumuz İngiliz aksanı ve komik muhabbetler. Mizah da, hüzün de, şiddet de var bu filmde. Hepsini bir araya getirilip, eldeki malzemeler güzelce yoğrulmuş ve ortaya bu film çıkmış. Filmin başrollerini Colin Farrell(Ray), Ralph Fiennes(Harry)ve Brendan Gleeson(Ken) üstleniyorlar. Colin Farrell'ın oyunculuğunda doruk noktasıdır bu film bana kalırsa. Brendan Gleeson'ın oyunculuğuna söyleyecek laf yok. Ben şiddetle bu filmi bir an önce izlemenizi tavsiye ediyorum.

Filmden komik bir diyalog ile postu bitirelim:

Ken: [looking at a surreal Bosch painting] It's Judgment Day, you know?
Ray: No. What's that then?
Ken: Well, it's, you know, the final day on Earth, when mankind will be judged for the crimes they've committed and that.
Ray: Oh. And see who gets into heaven and who gets into hell and all that.
Ken: Yeah. And what's the other place?
Ray: Purgatory.(Araf)
Ken: Purgatory... what's that?
Ray: Purgatory's kind of like the in-betweeny one. You weren't really shit, but you weren't all that great either. Like Tottenham.
[pause]
Ray: Do you believe in all that stuff, Ken?
Ken: About Tottenham?

6 Mayıs 2010 Perşembe

Hıdırellez ve Yeni Dilekler Yeni Umutlar



Bir hıdırellezi daha geride bıraktık. Geçen sene ablamın önderliğinde Gökhan ve Banu eşliğinde Balçova'da gül ağacı aramaya koyulup, sonunda alakasız bir apartmanın bahçesine dileklerimizi gömmüştük. Bu sene ise tuvalet kağıdına yazdım dileğimi ve ablam sağolsun denize attı. Ben gidemedim lakin Göztepe tarafında herkes dışarıdaymış sahil tarafında. Gidenler varsa o tarafa, paylaşırsa sevinirim.

Yukarıdaki fotoğraf İzmir'e ait. İlk gördüğümde çok hoşuma gitti. Umarım yukarıdaki dilek sahibinin ve hepimizin dilekleri kabul olur. Tüm güzel isteklerimiz gerçekleşir. Son olarak, postu yine İzmir'den bir fotoğraf ile kapatalım. dilek sahibi arkadaş baya yaratıcıymış, umarım beraber tuttururuz sayısalda 6'yı.

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Yine Yeniden, Olmadı


Maç bitimindeki yorumum "Olmayınca Olmuyor" idi yalnız bugün maçın başından itibaren gördüğümüz kadarı ile olacak gibi de değildi zaten. Orta sahanın ortasında oynayan iki isim olan Selçuk ve Emre'nin ön alanda baskı kurmak adına iyice ileri çıkmaları ve Trabzonspor'un Fenerbahçe yarı alanında bulduğu büyük boşluklar maçın ilk yarısında büyük sıkıntı yarattı Fenerbahçe adına. Daha maçın 3. dakikasında Umut Bulut mutlak bir gol pozisyonundan yararlanamadı. Bir kaç pozisyon buldu Fenerbahçe ilk yarıda ve oyunu hep kendi yarı alanında kabullendi. Uzun süredir izlediğim en kötü Fenerbahçe vardı bugün sahada. 2. yarı yine aynı şekilde devam etti ve bonustan bulduğumuz bir golle öne geçtik. Golden sonra iyice geriye yaslanan Fenerbahçe bir duran topta golü kalesinde gördü. Golü yedikten sonra bile uyanamadı Fenerbahçe o tatlı uykusundan. Oyuncuların kafasında ne vardı bilemiyorum. Maçı uzatmaya götürmeyi mi planladılar falan diyeceğim lakin daha 66. dakikada yemişsin golü biraz erken herhalde bunu düşünmek için. 2. ve 3. gol için birşey diyemeyeceğim çünkü şampiyonluğa oynayan bir takım nasıl bu kadar boş alan bırakır, nasıl bu kadar çok pozisyon bırakır anlayamıyorum.

Trabzon kupayı sonuna kadar haketti, güzel bir mücadele örneği sergilediler, daha çok koştular, daha çok istediler ve kupayı elde ettiler. Trabzonspor taraftarlarına hayırlı olsun kupa, tebrik ediyorum onları.

Son olarak bugün Trabzonspor taraftarları dışında kupayı kaybettiğimiz için delice sevinip, bize ezik diyen akıllı bıdıklara iki çift lafım var: Sezon içinde, rakiplerinden birini hem deplasmanda hem kendi evinde yeniyorsun, diğeri ile oynadığın 3 maçtan 2'sini kazanıyorsun ki bu maçlardan birinde onun elinden kupayı alıp kaldırıyorsun, sonra bu rakipler geliyor kuyruk acısından olsa gerek senin başarısızlığında sana ezik diyor. Şimdi dönüp bakalım, kim ezik?

Ha şu da var, "Küçülmek" ne demektir bunu gösterdiğiniz için de teşekkür ediyorum. Sezon içinde hiçbir kupa kazanamayıp, ezeli rakibinin oynayıp kaybettiği kupa finalinden sonra şampiyon olmuşcasına sevinen ezeli rakip taraftarları her sene kupa kaldırmadan buna seviniceklerse, varsın biz yine kaybedelim. Neticede ben görmedim zaten kupayı ömrü hayatımda, daha da görmesem bana koymaz. hiç görmediğim bir kupayı da özlemem mümkün değil herhalde:)

10 gün sonra yine Trabzonspor ile Kadıköy'de oynayacağız. O maç bugünkü gibi olmaz umarım.

1983-2010


Başlığın anlamı bellidir herhalde. Biraz trajikomik bir durum bizimkisi. En son şu yukarıda gördüğünüz kadro ile uzanabilmişiz Türkiye Kupası'na. O kadrodan aklımda kalan 3 isim var: Selçuk Yula, Müjdat Yetkiner ve Yaşar Duran(İngiltere'den 8, Aydınspor'dan 6 yiyen kalecimiz). 27 sene olmuş yahu kupayı alamayalı. İyi bir Fenerbahçeliyimdir lakin bu konu cidden biraz komik. Fenerbahçe, geçen 26 sezonda 7 kez final ve yarı final oynamış, 6 kez ise çeyrek finalde elenip kupaya veda etmiş. Benim hatırladığım ilk kupa finali 95-96 sezonunda Galatasaray ile oynayıp, uzatmalarda golü yiyip kupayı kaybettiğimiz maçtı. Zaten o maç sonunda da o zamanki GS teknik direktörü Graeme Souness Kadıköy'de santraya Gs bayrağını dikmişti. Benim için güzel bir başlangıç olmadı tabiki bu olay:) Daha sonra ise Gençlerbirliği ile Kayseri'de oynanan final maçı aklıma geliyor. Penaltılarla kaybetmiştik onu da ve evde oturup ağladığımı hatırlıyorum. Sonra finalde kaybedilen Galatasaray ve Beşiktaş maçları var. İzmir'de gittiğim 2 kupa finalinde de Beşiktaş'a boyun eğdik. Bakalım yarın bu şansı kırabilecek miyiz görücez. Takım defansif anlamda oldukça formda ve bir şekilde gol atmayı da başarıyor. Umarım artık alırız şu kupayı da sonra da lig kupasını kaldırırız. Bakalım şu 10 gün içerisinde vezir olmak da var rezil de.2005-2006 sezonunda 10 gün içinde önce Türkiye Kupası'nı Beşiktaş'a sonra da lig kupasını ise Galatasaray'a vermiştik. Akıllardan silinmedi bu olay da elbette. Kaderini kendisi belirleyecek artık Fenerbahçe. Yarın güzel bir maç izleriz ve umuyorum ki kazanırız. Maç 15.45'te Trt-1 ekranlarında olacak. Şanlıurfa gibi sıcağın yoğun olduğu bir yerde, maçı 15.45'te oynatmak kimin aklına geldiyse gözlerinden öpüyorum. Zencisi çok olan takım daha avantajlıdır herhalde bu güneşte:)


Son olarak, söylemeliyim ki haftasonu oynanan Fenerbahçe - Eskişehir maçında olmayı çok isterdim. Tribünlerdeki coşkuda yer almak tüm dertlerini unutturuyor insana. Aşğıdaki video ve yukarıdaki kareografi bu maça aittir. Umarım yarın maçtan sonra yazacağım postun fotoğrafı Alex'in elindeki kupanın fotoğrafı olucak.

"Büyük Top Üstadı" 17 Mayıs'ta İzmir'de!


Demiştim asker gencomuz(fotoğrafa göre sağ tekerlek üzerindeki bizim çocuk) gelicek artık diye. 17'sinde Force'un can bulduğu yere yani İzmir'e geri dönüyor Türk ordusunun gururu ve kahramanımız:) Bugün konuştum bizim Jedi ile. Artık askerlik olayını salıvermiş durumda kendisi. Aktardığı kadarı ile geçen gün komutanı "Sarper, biz seni çok sevdik. İster misin seni burada Paşa yapalım ha ne dersin adamım?" diye soru sormuş kendisine ama Sarper bu teklifi hunharca reddetmiş. Uzun lafın kısası, 17 Mayıs'ta aslanlar gibi geri geliyor dostum. Bu yaz, Opel Corsa ile Çeşme ve İzmir semalarında fink atacakmış onun da haberini verdi. Gel artık yahu bayadır özlemiştik seni zaten.

1 Mayıs 2010 Cumartesi

The Last Shadow Puppets - My Mistakes Were Made For You



Henüz dinlemediyseniz çok ayıp etmişsiniz bence:)İngiliz müziğinin son zamanlarda yetiştirdiği en büyük yetenek olan, Arctic Monkeys'den de tanıyabileceğiniz Alex Turner'a The Rascals'dan Miles Kane'in eşlik ettiği mükemmel bir oluşum The Last Shadow Puppet. Bence birkaç şarkılarını dinleyin zaten sonrasında seveceksiniz, eminim.

Eğitim ve Türkiye

"Bugün çocukların eline 1500 tl lik cep telefonu verip onları 1000 tl maaş alan öğretmenlere teslim ediyoruz. sen bir telefona verdiğin parayı öğretmene veremiyorsan bu ülke gerizekalı kalmaya,okulsuz kalmaya mahkumdur" Yılmaz Özdil

Aslında uzun zamandan beri duyduğum en doğru sözdür herhalde. 4 kişilik ailemizin öğretmen olmayan tek ferdi olarak, ebeveynlerimin durumunu gayet iyi biliyorum. Allah'a şükür demeliyim elbette lakin yüzde 2'lik zammı çok geren şerefsizler var bu ülkede. Çok çarpık bir eğitim sistemi ülkemizdeki. Aslında bir yarışma yapmak istiyorum. Şanslı 10 milletvekiline 6 ay boyunca sadece memur maaşı verilsin ve kameralar eşliğinde nasıl yaşadıkları gözler önüne serilsin. O eski hallerinden eser kalıyor mu bir görelim mümkünse. Sevgilerle...

29 Nisan 2010 Perşembe

Mourinho Yine Yaptı Yapacağını

Maç için tee karşı tarafa geçildi, Köşk'e gidilip yerler alındı ve heyecan başladı. Süper bir maç bizi bekliyor diyerekten gitmiştik lakin tam anlamıyla hayal kırıklığı yaşadık desem yalan olmaz herhalde. Maçın başında kendini abartı bir şekilde yere atan Busquets, Thiago Motta'yı kenara yolladı resmen. Böyle olaylara hiç bir zaman hoşgörü ile bakamıyorum, profesyonelsin anladık ama nefret ettiriyorsun be kardeşim kendinden.



Böyle bir şeyden Barça taraftarları da hoşnut kalmamışlardır herhalde. Neyse ki adalet yerini buldu, maçın son dakikasında Barça'nın sayılmayan nizami golü ile durum eşitlendi:)

Maç genel olarak sıkıcıydı, iki takım da pek pozisyon bulamadı ki bunda Inter'in 10 kişi kalıp geriye yaslanıp, boş alan vermemesi ve savunmada çok dikkatli oynaması etkiliydi. Messi 3 tane adam çalımlayıp hala ceza sahasına giremiyorsa, Barça'nın 555 pasına karşılık Inter sadece 67 pas ile oynuyorsa ve bunlara rağmen hala pozisyon üretemiyorsa orada bir gariplik var demektir. Burada takımını oyuna çok iyi hazırlayan ve çok iyi bir taktik geliştiren Mourinho'nun etkisi büyüktür. Sözlükte Inter'in sahadaki dizilimini eleştirip "ee herkes defansta, hee tbi Mourinho çok büyük hoca belli" diyenler de var ama napıcaktı kardeşim adam? Gerekli yerlerde gerekli değişiklikleri yaptı ve karşı takıma pozisyon verdirtmedi. Yeterlidir herhalde bu sonuçta Football Manager oynamıyoruz değil mi ama? Neyse benim için kral adamdır Mourinho. Umarım kendisini seneye Real Madrid'in başında görürüz ama öncelikle Santiago Bernabeu'da kupayı kaldırsın, alışsın oralara:) Maç sonunda da şovunu yaptı, Valdes dangozu da ona atar yaptı da gidip ensesine bir tane patlatasım geldi.


Son olarak Etoo - Ibrahimovic takasını bugünkü maç sonunda değerlendirmek gerekirse, Inter çok iyi bir transfer yapmış bu kesin. Etoo gibi bir adamı alıp üstüne de 40 m euro para aldılar. Barcelona için uygun forvet benim gözümde Etoo'ydu, Ibrahimovic biraz daha sıkıntılı gibi o bölgede. Futbolculuğuna tek bir söz söylemem, sihirli goller atan bir adamdır lakin Barcelona'nın forveti değil bence. Etoo o bölgede oynarken çok daha etkiliydi.

22 Mayıs 2010'da saatler 21.45'i gösterinceye dek görüşmek üzere, bu sezonun en büyüğünü o gece konuşucaz.

Kabus Bitti

Katili bugün yakalandı sonunda. Zaten içimde bir an önce yakalanacağına dair bir his vardı, sabah da bu güzel haberle uyanarak güne mutlu başladım. Olacağı buydu zaten de güzel olan 4. bir kurbanın verilmemesiydi heralde. Zanlı, "Para için bu cinayetleri işledim" demiş . Ne tür bir yaratıksın sen ya? Hani nasıl bir beyindir, nasıl çalışır bu şekilde ki? Umarım adalaet yerini bulur ve hakettiği cezayı alır bu şahıs da. Bundan pek ümitli olmasam da dileğim budur. ASlında bu hayvanın linç edilmesinden yanayım ama gel gör ki böyle birşey mümkün değil.

Hayat en fazla 1-2 gün sonra hiçbir şey olmamış gibi devam edicek çoğu insan için. Ateş düştüğü yeri yakıyor elbette. Umarım bundan böyle hiç kimse böyle bir olaya maruz kalmaz, böyle üzücü şeyler yaşanmaz.

Bu arada katilin hemen arka sokağımda oturduğunu da öğrendim. Komşuymuşuz meğer şerefsiz ile. Güzel yerlerdir aslında buralar da kirleniyormuş işte böyle demek ki. Son sözüm "Herkes gelmesin Ege'ye, feodal yaşam size daha uygun kardeşler!" Görüşmek üzere...

27 Nisan 2010 Salı

Yaşamak Pahalı, Ölmek Çok Ucuz


Bir haftasonu daha geride kaldı ve ben İstanbul'dayken buralarda çok kötü olaylar yaşanmış. Haftasonundan 2 ayrı gece ve geride kalan 2 cansız beden. Olayların ilki eski evimdeki odamın hemen altında, diğeri ise sürekli kullandığım bir yol üzerinde. Cinayet mahallerinin arasında 100 metre ya vardır ya yoktur herhalde. Bir tane o.ç. yüzünden binlerce insanın geceyi tedirgin geçirmesi, sokağa çıkamaması... Ayrıca şunu belirtmeliyim ki Cetaş Sitesi'nin yan sokağında gerçekleşen olay mahalinde normalde sokak ışığı vardı bir zamanlar, ama niye artık o sokak kapkaranlık, niye ıssız bilemiyorum.

Bu akşam Balçova'da Agora çevresinde 3. bir cinayetin işlendiği gibi söylentiler vardı, hatta bir süre önce helikopterler dolanıyordu Balçova semalarında ama internette bununla ilgili haber yok(Sadece söylentiden ibaretmiş). Umarım bunları yapan insan müsveddesi bulunur da insanlar rahat eder.

Şimdi bundan sonra ne olacak ne bitecek bilemiyorum. Katilin semt değiştirdiği söyleniyor ve daha ortalıkta dolaşan bir dolu söylenti var. Güzeldi be buralar, şimdi ufak bir sineğin mide bulandırması olayı bu. Bir süre mümkünse gece vakti kimse evinden dışarı çıkmasın. Pek güzel bir dünyada yaşamıyoruz bunun göstergesidir bu olay.

Bu arada İzmir Ekonomi Üniversitesi'nin Bahar Şenlikleri'ni iptal etmesi gerektiğini savunanlar var ama bana pek yapacaklarmış gibi gelmiyor. "İnadına yapıyoruz, güçlüyüz" mesajı altında ben şenliklerin olacağını düşünüyorum, ha olsa da olmasa da bir şey değişmeyecek bana kalırsa. Şenlik olursa insanlar Balçova'da, olmazsa Alsancak'ta içerler. Bana artık verilen tepkiler çok inandırıcı gelmiyor. Popülist kültür dahilinde, milletin gaza gelip verdiği tepkiler bunlar bana kalırsa. Bu yazdıklarımın da yanlış anlaşılmasını istemem ama Türk milleti sonuçta böyle yani, biliyoruz.

Sonuç olarak 2 yuva yıkıldı ölüm haberleri ile. Kendilerine Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum. Umarım katil bir an önce bulunur da bu olay sona erer. Ayşe Selen Ayla ve Esra Yaşar: Mekanınız cennet olsun.

ps:Bu arada cinayetten hemen sonra olay yerinde Ayşe Selen Ayla'yı olduğu gibi gösteren haber sitelerine sesleniyorum: allah belanızı versin!

23 Nisan 2010 Cuma

Bu Dünyayı Yakarız Senin İçin Şampiyonluk Gelince


18 Nisan 2010 bu şekilde başladı diyebiliriz benim için. Maç için Kadıköy yolculuğu ve devamında Marmaris Büfe ve Nazlı. Binlerce kardeşin arasına düşmüş gibi hissediyor insan kendini. Maç havasına girmek için, bir tane bira kapıp kendini tezahüratlara bırakmak yeterli diyebiliriz herhalde.


5 gibi falan girdik stada ve her maç öncesi olduğu gibi yine totemimi yaptım:) Deliler gibi bağırdık, tabi o ortama girdikten sonra insan mutlaka bir şekilde katkıda bulunmak istiyor. Neticede daha maçın başında golü bulduk ve stadyum hoparlörlerinden "Daha 1. dakikaaaa" şeklinde bir anons yükseldi:)


Maç beklediğim gibi gitmedi belki, hakem hataları bir yandan, Fenerbahçe'nin mücadeleci oyununa hücum adına birşeyler katamaması biraz hayal kırıklığı oldu ama neticede kazanmayı bildi. Maç bitimi her zamanki gibi konfeti yağmuruylaydı. Öyle birşey ki bu, eğer maçı kazanmışsanız, maç sonunda orada olmak bütün dertlerinizi unutturmaya yetiyor diyebiliriz.


Benim için önemli olan diğer şey ise Saraçoğlu'na gidip diğer gittiğim 3 maçta olduğu gibi yine kazanmamız. İzmir'de gittiğim kupa finallerinde Beşiktaş'a 2 kez yenilmiştik ama bu kez şeytanın bacağını kırdık, o nedenle ayrı bir mutluyum. Bakalım son hafta maçımız Trabzon ile ve Niyazi ile sözleştik, o maçta yine stadda olucaz diye. Hayırlısı artık, kader kısmet bu işler diyip geçiyor ve şampiyonluk maçında burda olmayı ümit ediyorum.Maçın en güzel anı için buyrun burdan yakın.

22 Nisan 2010 Perşembe

İstanbul Günlükleri



* İstanbul bıraktığım gibi, en son 2008'de gitmiştim. Sanırsam tek değişen Metrobüs olayı olmuş ki o da bence süper olmuş. Ben gayet beğendim, aferin Topbaş:) İlk bindiğimde etmediğim lafı bırakmadım tabi, ben daha farklı birşet falan sanıyordum ama yok yahu, gayet otobüs gibi sadece kendine ayrı yol yapmışlar:)

* Çok özlemiştim İş Bankası'nın yanındaki Starbukcs'ta kahve içip bir yandan da Wafflestop'tan aldığım waffle'ı yemeyi. Wafflestop'un yeri çok ayrıdır bende. İlk kez orada waffle yedim hayatımda ve cidden mükemmel yapıyorlar. Ab'bas'a da gittim ama bence Wafflestop daha güzel. Ha Ab'bas'ın şu güzelliği var, gidiyorsun Bebek'tekine, alıyorsun kahveni deniz kenarında oturuyorsun.

* Çok sevdiğim yerlerden bahsetmem gerekiyor illa ki. Öncelikle Suada'ya hiç gitmemiştim ama ortam, insanlar(!) falan harika. Fiyatlar biraz tuzlu olabilir ama güzelmiş, gayet sevdim:)

* Canım Ciğerim'e gitmeyen varsa, kendilerinden ricam mutlaka gitsinler. Ablam sayesinde öğrendim orayı ve telefonla tarif aldıktan sonra gittik. Eğer boğazınıza düşkünseniz, oraya gidip yemek yemeden dönmeyin. Ciğer şiş ve et şiş yapıyorlar sadece. Mezeler, lavaşlar, otlar, etler inanılmaz. Porsiyonları gayet büyük, servis fena değil, fiyatlar hafif tuzlu. Künefesini de tadın derim ben, o da müthiş. Cidden giderseniz pişman olmazsınız, hayatımdaki en iyi yemeklerden biriydi.

* Boğaziçi Üniversitesi'nin güney kampüsündeki Manzara çok fena bir yer. Eğer o taraflarda otursaydım herhalde alkolik olur çıkardım. Rumeli Hisarı'nın arkasında, boğaza bakan bir yer. Her tarafta bira şişeleri görmek şaşırtmıyor elbette insanı. Haklısınız kardeşim siz de için orada bol bol:)

* Küçük Beyoğlu da beğendiğim yerler arasında. İzmir'e göre fiyatlar hafif pahalı ama çalan müzikler, ortam falan gayet hoş.

Tavisyelerimi dikkate alın dostlar:)
ps: Fotoğraf Manzara'dan çekildi(biraz komik böyle yazmak:) )

21 Nisan 2010 Çarşamba

Şahitlerim Var Uçuyorum!!!



Konumuz Sadri bey falan değil. Ben ki yıllardır alkolün bana verdiği yetkiye dayanarak bir çok kez uçuşa geçmiş olsam da, hiç uçağa binmemiştim ama geçen hafta nihayet ilk uçak yolculuğumu yaptım. 23 sene beklemiştim bu an için ve nihayet bunu gerçekleştirdim. Kısacıkmış yahu İzmir-İstanbul, ben hep 8 saat sanıyordum ama uçak bastı gaza gitti dümdüz yolda:) Gayet eğlenceliydi o gün ve paylaşmak istedim. Bu yazıyı okuduktan sonra lütfen benimle dalga geçmeyin efenim istirham ediyorum:)


Havalimanına gitmeden önce Baran ile Kipa'da buluşup birşeyler yedik ve Hilton'un oraya doğru yola çıktık. Malum, otobüs ile havalimanına gidicektim çünkü. O ana kadar gayet cool bir adamdın lakin Baran ile fotoğraf çekilirken "Abi belki de bu son fotoğrafın hani uçak falan düşer ehuehu" şeklindeki sözleri ile biraz "noluyoruz" havasına girdim ama bir süre sonra normal hayata geri döndüm:) Havalimanına varınca check-in'deki kadınlara "ya çok pardon ben ilk kez uçağa binicem de böyle görebilceğim bir yere verebilirmisiniz koltuğumu?" diye gayet şirin bir halde yönelttiğim soru ile 3A'nın biletini kapıverdim ve evet biraz sonra uçağa binicektim, o bilet elimdeydi, birden duygusallaştım ve bir kenara gidip ağladım hem de hıçkıra hıçkıra. Şaka tabiki bu kısım, şimdi uydurdum ama şirinlik yaptım, cam kenarına da bileti kaptım:)

Uçağa kalkıştan 15 dakika önce ilk adımımı attım yalnız benim için bu an büyük bir hayalkırıklığı oldu, ben gayet 2 koridorlu, kocaman bir uçak falan(Oceanic 815 gibi olurdu mesela) bekliyordum ama maalesef Varan'ın otobüsüne binmiş gibi hissettim kendimi ilk anda.


Öncelikle kalkış olayı çok süper geldi bana nedense. Pistte çılgınlar gibi hızlanıp havalanmak falan baya iyiymiş. Bir süre havalandıktan sonra "ulan şimdi ya düşersek" diye kendi kendime sorular sordum ama yapıcak birşey yok malum. Bir yandan da internette hiç buna benzer bir haber görmediğim aklıma geldi ve rahatladım. Uçak yolculuğu en başta biraz sıkıcı gelse de bulutlar falan klasik olarak özgürlük temasını akıllara getirdiği için gayet sevdim. Tabi tam "aa ne güzelmiş yahu uçmak falan" dediğim anda "evet inişe geçiyoruz, kemerlerinizi takınız" uyarısı ile kaldım, çünkü daha yeni başlamıştık hani? Ben daha anca alışıyordum ne inmesi yahu?



Gayet rahat bir yolculukla vardım İstanbul'a. Sarsıntı da olmadı başka kötü birşey de. Artık bir uçak almayı bile düşünüyorum kendime. İdolüm Vecihi'dir.

Biz Daha Ölmedik

Şimdi 1 haftadır yazmadım diye blog işine son verdiğimi düşünmeyin. İstanbul'dan daha pazartesi gecesi geldim, yorgunluk falan filan derken yazamadım ama akşama yepyeni postlar gelicek. Blog içim hevesim kaçmış değil, yani biz daha ölmedik:) Dolu dolu 1 hafta yaşadım, akşama yeni hikayeler geliyor, biraz sabır şimdilik.

13 Nisan 2010 Salı

Yarın Büyük Gün



Yarın saat 18.15 itibari ile 23 yıl boyunca bekleyip de yapamadığım bir olayı gerçekleştireceğim. Nedir bu diye sorarsanız, evet yarın uçağa biniyorum. Hayatımda ilk kez olucak bu. Daha önce neden binmedin diye soranlara, sürekli uzaklara giden biri değilim, yolculuklarım kısadır zaten(İzmir-Aydın). 2008'de 4 kez gidip geldim İstanbul'a ama hepsinde otobüsle gidip gelmiştim. Bakalım yarın nasıl olucak. İlk izlenimlerimi paylaşacağım sizlerle. Şimdiden biraz heyecanlıyım, yarın uçak kalkarken bayılıp fenalaşmazsam iyidir:)

12 Nisan 2010 Pazartesi

El Classico'nun Ardından




Maçın özeti bu fotoğraftır herhalde. Umutluydum maç öncesinde Real Madrid'den. Maç başladı ilk 10 dakika istekli bir oyun ortaya koydu los galacticos ama daha sonra barca yine sürekli top yaparak sazı eline aldı ve topla oynama yüzdesini hemen yüzde 60'ın üstüne çekiverdi bir anda.

Xavi düne kadar gözümde öyle süper bir oyuncu falan değildi. Bunun sebebi Pes'te zamanında Barcelona'yı alırken kendisi ile pek düzgün oynayamadığımdan belki de bilemiyorum ama dün farkettim ki bu adamın 3-4 gözü falan var. Yahu el insaf be kardeşim öyle pas atılır mı ya? İki golde de müthiş paslar atıp bir anda maçın seyrini değiştirdi ha bunun dışında attığı bir kaç pas daha var ki barça bunları değerlendiremedi.


Real Madrid beklenen oyunu hiç ortaya koyamadı maçın başından sonuna kadar. Van Der Vaart, Gago, Arbeloa bu takımın oyuncusu falan değiller. Kaka oynasaydı maçın seyrinin farklı olacağına inanıyorum. Seneye de bu 3 oyuncu yerine yapılacak doğru transferler ve Del Bosque gibi bir teknik adamla Real'in gayet başarılı olacağını düşünüyorum.

Bu arada Ronaldo'yu pek sevmem aslında ama bu maç bitiminde kendisini Messi ile kıyaslamayı doğru bulmuyorum. Messi'nin arkasında oynayan Xavi, Iniesta gbi oyuncular var. Barcelona komple bir takım, oyunu çift yönlü oynayan oyuncular, sürekli alan daraltma, pres, kontrollü oyun ne ararsan var bu takımda. Ronaldo dün yalnız kaldı bana kalırsa. Seneye doğru hamleler yaparsa Real, işin seyri baya değişebilir.

Anlamadığım ve çok uyuz olduğum bir olay var ayrıca buna değinmeden geçemeyeceğim. Yahu popüler kültürün esiri olan ne kadar çok insan var be kardeşim? Benim çocukluğumdan beri desteklediğim, sempati duyduğum takımlar vardır bazı ülkelerde. İngiltere'de Chelsea, İspanya'da Real Madrid, Almanya'da Bayern Münih benim için ilk sıradadır. Bugün insanlara baktığımızda futbolla ilgilenen ilgilenmeyen herkes Barcelonalı, herkes Katalan. Bana garip geliyor açıkçası, çünkü en alakasız insanların facebook statuslarında, tweetlerinde "haydi barcelona", "mes que un club" yazıları falan var. Yarın Real ya da Valencia bu durumda olsa onlar için de neler neler yazılır acaba? Belki normal bir durum bu ama ben kılım abicim,elimde değil:)

Uzun lafın kısası, Real'in şampiyonluk umutları yarınlara kaldı. Geçmiş olsun kendilerine, bu kadar çok parayı sağa sola saçan başkanları umarım beni de görüp alır artık. Yeter yahu haftalık 1000 euro'ya bile oynarım. Pazarlığa açığım, başkanı tanıyan biri varsa bir zahmet söylesin, iletsin bunları:)

Biricik Dostum ve Kardeşim



Bu fotoğrafta yanımdaki arkadaş(tokyo terlik-çorap ikilisine sahip olan) kişi olan Sarper'e adadım bu postu. 34 gün sonra burda olucak kendisi. Çok ihtiyacım olduğu zamanlar oldu, çok da özledim dostum seni. Gelemedik hala oralara, bu nedenle biraz kızgınsın biliyorum. Gel sen hele bunun acısını çıkarıcaz bol bol ondan şüphem yok. Gel de Sam ile Dean gibi yolculuklara devam edelim yine, fondü yedirtmeyelim insanlara, Çeşme'de karnımız ağrıyana kadar atom yiyelim ve "oo başkan" ile başlayıp giden godfather konuşmalarımızı yapalım. Söz gel sen Pes oynamayı öğreteceğim, Guitar Hero oynayamayışınla dalga geçmeyeceğim. Bu arada en çok sarhoş halimizle arabada Çeşme'den Alaçatı'ya giderken ipod'dan şarkı seçip beraber bağırmayı özledim(Prodigy, Rammstein, Linkin park,Lady Gaga ve Bob Marley). Çok fazla anı var ya gel Hacı'ya götürcem tıka basa ye ben ödücem:)

Bugün konuştum Sarper ile. Rahatı yerindeymiş, Nisan ayı boyunca izinlerini kaldırmışlar, ama az kaldı işte. Zaten son hafta çift izin veriyorlarmış, 17'sinde de buraya geliyor. Herkese çok selam söyledi bu arada onu belirteyim.

Vefasız falan değilim aslında, öyle görünmüş gibi olabilir, çok defa gitmek istedim yanına ama her seferinde birşeyler oldu. Umarım beni anlıyorsundur dostum, 34 İstanbul şimdi. Hadi az kaldı...

Bu arada kendisi gelince bu bloga katılacak, telefonda onu da konuştuk:) Herşey güzel olacak...

10 Nisan 2010 Cumartesi

Sevdim Bunu



Hepimizin anları vardır, aklımızdan birşeyler geçer,yazarız karalarız, neticede güzel birşeymiş blog tutmak. Şu anda bu satırları yazarken niye daha öncesinden bu olaya başlamadım diyorum kendi kendime. Belki kafam güzeldir bilemiyorum ama insanı rahatlatıyor yazmak.

Garip bir geceydi bu akşam. Dans ettim, güzel müzik dinledim, yıllardır görmediğim arkadaşımı gördüm, güzel muhabbet ettim ve en önemlisi gayet de eğlendim. Umarım nazar değmez ama bildiğin mutluyum. Anlamsız, herhangi bir sebebi yok hani ama ne bileyim güzel işte hayat. Belki yine Pollyanna anlarımdan biri diyebiliriz. Şarkıyı dinlemeyip de klibini de izlemeyenler varsa dört buçuk dakikalarını ayırıp bakıversinler şuna. Sebepsiz mutlu olma nedenidir benim için, candır, hayattır bu klip ve şarkı.


9 Nisan 2010 Cuma

Kısa Kısa



* Bir haftasonuna daha geldik gibi ve okul bildiğin bitiyor. 2 ay kaldı artık, kafama takmamaya çalışıyorum, sanırsam başarıyorum da:)

* Geçen hafta hem hastaydım, hem de canım çok sıkkındı. Bir anlık uyanma, aydınlanma yaşadım ve kendime geldim. Bu konuda desteğini esirgemeyen ablama ve dostlarıma teşekkür ediyorum, sağolun iyi ki varsınız. Özellikle ablam her zaman zor anlarımda yanımda oldu, üzüldüğümde ilk aradığım, ilk konuştuğum insan oldu hep hayatımda. Aradaki kilometerelere aldırmadan, desteğini esirgemedi(İstanbul-Viyana-Amerika). İyi ki hayatımdasın...

* Haftasonu planını şimdiden yaptım. Yarın akşam Alsancak'tayım Yiğit ile. Umarım çok iğrenç espriler yapmaz, efendi olur da, gece işkenceye dönüşmez. Luna'ya gidicez, gelmek isteyenleri bekleriz. Cumartesi İlkaylara mangala gidiyoruz, hava da güzel olursa tadından yenmez artık. Akşama da El Classico için bir organizasyon arayışlarında olucam. Rengimiz bellidir, los galacticos alıcak maçı.

* Bugün sevgili İnanç blogum için bir haber gönderdi, sağolsun. Okumak isteyenler buradan ulaşabilirler. Olay gerçekten şaka gibi. Bu haberi okuyanlardan ricam, yatağınızın yanında kağıt kalem bulundurmaya kalkmayın.Yeni uyanan herkesin, rüyasını bir kenara yazması felaket olur herhalde. Bu olayı ciddiye alıp daha sonra, boşanma oranlarında bir yükseliş yaşanmasından korkuyorum açıkçası. Napıyormuşuz? Haberdeki amcayı örnek almıyormuşuz:) Ama yaratıcı bir kişilikmiş takdir ettim o yönden kendisini.

* Mladen Petric'in bugün Standart Liege maçında attığı gol, son zamanlarda izlediklerimin en iyisi herhalde. Seyretmeyenler buradan izleyebilirler. Gerçekten şahane.

* Blogumu takip eden, okuyan herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Herhangi bir eleştiriniz, öneriniz olursa çekinmeyip söylerseniz çok mutlu olurum.

7 Nisan 2010 Çarşamba

18 Nisan 2010'da Ne Yapıyoruz?




Evet bu sorunun cevabının istediğim gibi olması için, bugün telefonu elimden düşürmedim ve yaptığım çalışmaların karşılığını aldım. Sağolasın iyi bir arkadaşım bana bileti aldı da rahatladım. Evet efendim, haftaya perşembe günü İstanbul'a gidiyorum, 3 gün dışarılarda sürtüp pazar günü de maça gidiyorum,pazartesi dönüyorum.

Daha önce Şükrü Saraçoğlunda gittiğim maçlarda Galatasaray'ı 2-1, Sevilla'yı 3-2, Chelsea'yi de 2-1'lik skorlarla yenmiştik. Bunun dışında İzmir'de izlediğim iki Beşiktaş maçını da kaybettik, gerçi bir tanesinde hakem başroldeydi ama sonuçta başımız önde staddan ayrılmıştık. Bakalım, umarım güzel bir maç olur ve kazanırız. Telekom tribününde yerlerimizi alıcaz. Gelmek isteyenleri bekleriz:)

Reklamlar



Şu sıralar televizyon izlediğimde en çok buna gülüyorum. Ufak kızın, annesinin mesleklerini sayarken karşıdaki veletin triplere girmesi beni yerle bir ediyor. Böyle reklamlar istiyoruz televizyonda.

Bu arada Vakıfbank'ın yaptığı şu kredi kartı reklamını yapanlara iki çift lafım var: 300 liralık benzin alırsak 25 lira veya 500 liralık benzin alırsak 50 lira hediye ediyormuş. Oğlum manyakmısınız siz? Kredi kartı ile aldığımızda sanki parayı bir başkası ödüyor. Bu reklamı izleyip de "ya Vakıfbank kredi kartı çok iyiymiş mutlaka almalıyım" diyen bir insan var mı acaba merak ediyorum. Ayrıca o hediye nedir güzel kardeşim? Devede kulak diye tabir ettiğimiz şey bu olmuyor mu? Seda Sayan'lı Pepsi reklamından sonra bu da sinirimi bozdu. Çok içlendim, daraldım kendime geleyim ben en iyisi:) Reklamı izlemedim çok merak ediyorum, izlemezsem çatlarım diyenler için buyrun efenim:

Don't Panic




Top 5 şarkı listemin en başındaki şarkı budur. Bıkmadım yıllardır bıkmaya da pek niyetim yok:)

6 Nisan 2010 Salı

Lost



Kabak tadı vermediniz mi artık? Tüm zamanların en çok izlenen dizisinden bahsediyoruz. Hani her bölümden sonra üzerinde yepyeni teoriler üretilen, kafa yorulan dizi. Ama artık son sezondayız hatta 7 bölüm falan kaldı bitmesine. Hala kafamda bir dolu soru var ve cevap da alamıyoruz. Sonuç olarak geçmiş yıllarda yeni bölüm çıktığında bir çırpıda indirip izlerdim ama artık öyle arada çerez niyetine izliyorum. İşin aslı, suyunu çıkardınız dizinin dostum ben size diyim.

Ps: Mayıs ayında lost biter de bana bu postu yedirirse ne ala. Az önce 6. sezon 10. bölümü de izledim ama o da cırt çıktı. Yarın yeni bölüm var, "önümüzdeki maçlara bakıcaz" :)

Bu arada şu Lost'a da göz atıp dinlerseniz pişman olmazsınız, deneyin,test edin, görün:)

başlarken


Öncelikle uzun zamandır, bir yılı aşkın bir süredir bir blog fikri dönüp dolaşıyordu kafamda. Hatta biricik dostum Sarper ile birçok kez bu konuyu konuştuk, içeriğini bile belirlemiştik. Bugün anca başlıyorum, bakalım bir süre sonra Sarper de askerden dönünce onu da alırız buraya belki.

Yazmayı, paylaşmayı seven biriyim aslında. Çok konuştuğumdandır belki de bilemiyorum:) Burada, ilgilendiğim, yaşadığım, komik bulduğum, ne bileyim aklıma esen her konuda yazmaya çalışıcam(düzgün bir türkçe kullanmak istiyorum lakin "çalışacağım" dersem sanki politikacıyım da seçim vaadinde bulunuyormuşum gibi oluyor:)). Sonuç olarak buradayım, zaman buldukça postlarım artık.

Herkese sevgiler...

Ps: Başlığa baktığımda, kitap yazıyorum da önsöz ekliyorum gibi oldu farkındayım.