11 Mayıs 2010 Salı

In Bruges



Son zamanlarda izlediğim en iyi film diyebilirim In Bruges için. Güzel müzikler, mükemmel oyunculuklar, olabildiğince iyi çekimler, Guy Ritchie filmlerinden aşina olduğumuz İngiliz aksanı ve komik muhabbetler. Mizah da, hüzün de, şiddet de var bu filmde. Hepsini bir araya getirilip, eldeki malzemeler güzelce yoğrulmuş ve ortaya bu film çıkmış. Filmin başrollerini Colin Farrell(Ray), Ralph Fiennes(Harry)ve Brendan Gleeson(Ken) üstleniyorlar. Colin Farrell'ın oyunculuğunda doruk noktasıdır bu film bana kalırsa. Brendan Gleeson'ın oyunculuğuna söyleyecek laf yok. Ben şiddetle bu filmi bir an önce izlemenizi tavsiye ediyorum.

Filmden komik bir diyalog ile postu bitirelim:

Ken: [looking at a surreal Bosch painting] It's Judgment Day, you know?
Ray: No. What's that then?
Ken: Well, it's, you know, the final day on Earth, when mankind will be judged for the crimes they've committed and that.
Ray: Oh. And see who gets into heaven and who gets into hell and all that.
Ken: Yeah. And what's the other place?
Ray: Purgatory.(Araf)
Ken: Purgatory... what's that?
Ray: Purgatory's kind of like the in-betweeny one. You weren't really shit, but you weren't all that great either. Like Tottenham.
[pause]
Ray: Do you believe in all that stuff, Ken?
Ken: About Tottenham?

6 Mayıs 2010 Perşembe

Hıdırellez ve Yeni Dilekler Yeni Umutlar



Bir hıdırellezi daha geride bıraktık. Geçen sene ablamın önderliğinde Gökhan ve Banu eşliğinde Balçova'da gül ağacı aramaya koyulup, sonunda alakasız bir apartmanın bahçesine dileklerimizi gömmüştük. Bu sene ise tuvalet kağıdına yazdım dileğimi ve ablam sağolsun denize attı. Ben gidemedim lakin Göztepe tarafında herkes dışarıdaymış sahil tarafında. Gidenler varsa o tarafa, paylaşırsa sevinirim.

Yukarıdaki fotoğraf İzmir'e ait. İlk gördüğümde çok hoşuma gitti. Umarım yukarıdaki dilek sahibinin ve hepimizin dilekleri kabul olur. Tüm güzel isteklerimiz gerçekleşir. Son olarak, postu yine İzmir'den bir fotoğraf ile kapatalım. dilek sahibi arkadaş baya yaratıcıymış, umarım beraber tuttururuz sayısalda 6'yı.

5 Mayıs 2010 Çarşamba

Yine Yeniden, Olmadı


Maç bitimindeki yorumum "Olmayınca Olmuyor" idi yalnız bugün maçın başından itibaren gördüğümüz kadarı ile olacak gibi de değildi zaten. Orta sahanın ortasında oynayan iki isim olan Selçuk ve Emre'nin ön alanda baskı kurmak adına iyice ileri çıkmaları ve Trabzonspor'un Fenerbahçe yarı alanında bulduğu büyük boşluklar maçın ilk yarısında büyük sıkıntı yarattı Fenerbahçe adına. Daha maçın 3. dakikasında Umut Bulut mutlak bir gol pozisyonundan yararlanamadı. Bir kaç pozisyon buldu Fenerbahçe ilk yarıda ve oyunu hep kendi yarı alanında kabullendi. Uzun süredir izlediğim en kötü Fenerbahçe vardı bugün sahada. 2. yarı yine aynı şekilde devam etti ve bonustan bulduğumuz bir golle öne geçtik. Golden sonra iyice geriye yaslanan Fenerbahçe bir duran topta golü kalesinde gördü. Golü yedikten sonra bile uyanamadı Fenerbahçe o tatlı uykusundan. Oyuncuların kafasında ne vardı bilemiyorum. Maçı uzatmaya götürmeyi mi planladılar falan diyeceğim lakin daha 66. dakikada yemişsin golü biraz erken herhalde bunu düşünmek için. 2. ve 3. gol için birşey diyemeyeceğim çünkü şampiyonluğa oynayan bir takım nasıl bu kadar boş alan bırakır, nasıl bu kadar çok pozisyon bırakır anlayamıyorum.

Trabzon kupayı sonuna kadar haketti, güzel bir mücadele örneği sergilediler, daha çok koştular, daha çok istediler ve kupayı elde ettiler. Trabzonspor taraftarlarına hayırlı olsun kupa, tebrik ediyorum onları.

Son olarak bugün Trabzonspor taraftarları dışında kupayı kaybettiğimiz için delice sevinip, bize ezik diyen akıllı bıdıklara iki çift lafım var: Sezon içinde, rakiplerinden birini hem deplasmanda hem kendi evinde yeniyorsun, diğeri ile oynadığın 3 maçtan 2'sini kazanıyorsun ki bu maçlardan birinde onun elinden kupayı alıp kaldırıyorsun, sonra bu rakipler geliyor kuyruk acısından olsa gerek senin başarısızlığında sana ezik diyor. Şimdi dönüp bakalım, kim ezik?

Ha şu da var, "Küçülmek" ne demektir bunu gösterdiğiniz için de teşekkür ediyorum. Sezon içinde hiçbir kupa kazanamayıp, ezeli rakibinin oynayıp kaybettiği kupa finalinden sonra şampiyon olmuşcasına sevinen ezeli rakip taraftarları her sene kupa kaldırmadan buna seviniceklerse, varsın biz yine kaybedelim. Neticede ben görmedim zaten kupayı ömrü hayatımda, daha da görmesem bana koymaz. hiç görmediğim bir kupayı da özlemem mümkün değil herhalde:)

10 gün sonra yine Trabzonspor ile Kadıköy'de oynayacağız. O maç bugünkü gibi olmaz umarım.

1983-2010


Başlığın anlamı bellidir herhalde. Biraz trajikomik bir durum bizimkisi. En son şu yukarıda gördüğünüz kadro ile uzanabilmişiz Türkiye Kupası'na. O kadrodan aklımda kalan 3 isim var: Selçuk Yula, Müjdat Yetkiner ve Yaşar Duran(İngiltere'den 8, Aydınspor'dan 6 yiyen kalecimiz). 27 sene olmuş yahu kupayı alamayalı. İyi bir Fenerbahçeliyimdir lakin bu konu cidden biraz komik. Fenerbahçe, geçen 26 sezonda 7 kez final ve yarı final oynamış, 6 kez ise çeyrek finalde elenip kupaya veda etmiş. Benim hatırladığım ilk kupa finali 95-96 sezonunda Galatasaray ile oynayıp, uzatmalarda golü yiyip kupayı kaybettiğimiz maçtı. Zaten o maç sonunda da o zamanki GS teknik direktörü Graeme Souness Kadıköy'de santraya Gs bayrağını dikmişti. Benim için güzel bir başlangıç olmadı tabiki bu olay:) Daha sonra ise Gençlerbirliği ile Kayseri'de oynanan final maçı aklıma geliyor. Penaltılarla kaybetmiştik onu da ve evde oturup ağladığımı hatırlıyorum. Sonra finalde kaybedilen Galatasaray ve Beşiktaş maçları var. İzmir'de gittiğim 2 kupa finalinde de Beşiktaş'a boyun eğdik. Bakalım yarın bu şansı kırabilecek miyiz görücez. Takım defansif anlamda oldukça formda ve bir şekilde gol atmayı da başarıyor. Umarım artık alırız şu kupayı da sonra da lig kupasını kaldırırız. Bakalım şu 10 gün içerisinde vezir olmak da var rezil de.2005-2006 sezonunda 10 gün içinde önce Türkiye Kupası'nı Beşiktaş'a sonra da lig kupasını ise Galatasaray'a vermiştik. Akıllardan silinmedi bu olay da elbette. Kaderini kendisi belirleyecek artık Fenerbahçe. Yarın güzel bir maç izleriz ve umuyorum ki kazanırız. Maç 15.45'te Trt-1 ekranlarında olacak. Şanlıurfa gibi sıcağın yoğun olduğu bir yerde, maçı 15.45'te oynatmak kimin aklına geldiyse gözlerinden öpüyorum. Zencisi çok olan takım daha avantajlıdır herhalde bu güneşte:)


Son olarak, söylemeliyim ki haftasonu oynanan Fenerbahçe - Eskişehir maçında olmayı çok isterdim. Tribünlerdeki coşkuda yer almak tüm dertlerini unutturuyor insana. Aşğıdaki video ve yukarıdaki kareografi bu maça aittir. Umarım yarın maçtan sonra yazacağım postun fotoğrafı Alex'in elindeki kupanın fotoğrafı olucak.

"Büyük Top Üstadı" 17 Mayıs'ta İzmir'de!


Demiştim asker gencomuz(fotoğrafa göre sağ tekerlek üzerindeki bizim çocuk) gelicek artık diye. 17'sinde Force'un can bulduğu yere yani İzmir'e geri dönüyor Türk ordusunun gururu ve kahramanımız:) Bugün konuştum bizim Jedi ile. Artık askerlik olayını salıvermiş durumda kendisi. Aktardığı kadarı ile geçen gün komutanı "Sarper, biz seni çok sevdik. İster misin seni burada Paşa yapalım ha ne dersin adamım?" diye soru sormuş kendisine ama Sarper bu teklifi hunharca reddetmiş. Uzun lafın kısası, 17 Mayıs'ta aslanlar gibi geri geliyor dostum. Bu yaz, Opel Corsa ile Çeşme ve İzmir semalarında fink atacakmış onun da haberini verdi. Gel artık yahu bayadır özlemiştik seni zaten.

1 Mayıs 2010 Cumartesi

The Last Shadow Puppets - My Mistakes Were Made For You



Henüz dinlemediyseniz çok ayıp etmişsiniz bence:)İngiliz müziğinin son zamanlarda yetiştirdiği en büyük yetenek olan, Arctic Monkeys'den de tanıyabileceğiniz Alex Turner'a The Rascals'dan Miles Kane'in eşlik ettiği mükemmel bir oluşum The Last Shadow Puppet. Bence birkaç şarkılarını dinleyin zaten sonrasında seveceksiniz, eminim.

Eğitim ve Türkiye

"Bugün çocukların eline 1500 tl lik cep telefonu verip onları 1000 tl maaş alan öğretmenlere teslim ediyoruz. sen bir telefona verdiğin parayı öğretmene veremiyorsan bu ülke gerizekalı kalmaya,okulsuz kalmaya mahkumdur" Yılmaz Özdil

Aslında uzun zamandan beri duyduğum en doğru sözdür herhalde. 4 kişilik ailemizin öğretmen olmayan tek ferdi olarak, ebeveynlerimin durumunu gayet iyi biliyorum. Allah'a şükür demeliyim elbette lakin yüzde 2'lik zammı çok geren şerefsizler var bu ülkede. Çok çarpık bir eğitim sistemi ülkemizdeki. Aslında bir yarışma yapmak istiyorum. Şanslı 10 milletvekiline 6 ay boyunca sadece memur maaşı verilsin ve kameralar eşliğinde nasıl yaşadıkları gözler önüne serilsin. O eski hallerinden eser kalıyor mu bir görelim mümkünse. Sevgilerle...