24 Mayıs 2012 Perşembe
Square One
bleeding all your colours into one
and if you come undone as if you'd been run through
some catapult it fired you
you wonder if your chance will ever come
and if you're stuck in square one
27 Mart 2012 Salı
This is How We Grow up
Çok büyüdük galiba. Zaman geçtikçe yoğunlukta unuttuk nice şeyi. Arkadaşlarla dışarı çıkmayı, film izlemeyi, dostlarla içilen kahve keyiflerini, muhabbetin belini kırmayı daha nice şeyi. Büyüdük işte, okuldu, işti, oydu buydu derken kaptırdık kendimizi hayatın akışına şimdi de buradayız.
Az önce 2010 yılına ait mesajlarıma baktım facebooktan. Ne safmışız, ne kadar temizmiş herşey, ya da hala öyle ama işte farklı bakıyor insan zamanla birşeylere heralde. Tozlanıyor galiba insanlar zamanla, keşke hep öyle saf kalabilseler. Ben de değiştim elbet bu kadar zamanda. Son 1 senem özellikle, iş yoğunluğu, okul, ilişki derken farklı bir insan oldum çıktım ama halimden memnunum bir kaç şey dışında. Sadece beni ben yapan duygusallığım son zamanlarda ön plana çıksa da bunun yavaş yavaş tadındayken iyi bir özellik olduğunu düşünmeye başladım. Birşeyleri içimden geldiği gibi yapmak konusunda herhalde kimse elime su dökemez:) Aslında bir taraftan bunun aptallık olarak nitelendirilebileceği zamanlar da oldu elbette kabul ediyorum. Lakin o saflığı istedim hayatımda hep. Hala onu yaşamaya çalışıyorum öyle ya da böyle. İnsanların söylediklerine belki kolay inanıyorum, kötü şeyler düşünmemeye gayret ediyorum, kendi kendime hayaller kuruyorum, beklentilere giriyorum ki genelde bunlar kötü sonuçlansalar da henüz bıkmadım bundan. Çocuk gibi olmaktan, bu yönümün hala çocukluğumdaki gibi kalmasından memnunum. Galiba bana bir yerde bu yönüm birşeyler kazandıracak, bilemiyorum. Şu ana kadar oldukça tüketti beni bu tarafım.
Daha önce twitter'a da yazmıştım "İnsanları iyi hatırlamak istiyorum" diye. Nedenini bilmediğim bir şekilde bunu istiyorum hep. Nefret edemiyorum insanlardan, kızgınlıklarım öyle aylar yıllar almıyor. Zaten bunu da yapmak istemiyorum. İnsanları iyi hatırlamanın ne önemi var bilmiyorum. Sanırsam onlara yakıştıramadığım davranışları onların yapmış olmalarını kabullenmek istemiyorum. Bu kişi bunu yapmaz dediğimde onların gerçekten bunu yapmamalarını istiyorum. İşte böyle aptal bir dünya yaratıyorum kendime gode mode on halinde. Bu biraz fazla güvenmek, fazla değer vermek olarak adlandırılabilir. Adı her neyse ben o saflığı, o temizliği seviyorum işte. O iki sene önceki mesajları okurkenki saflığı nasıl görüyorsam, zaman geçse bile onu görmek istiyorum. Yine de belki bir süre bu benim kötü özelliğim diye düşüneceğim, değiştirmeye çalışacağım, sonra bu değişmeyecek ve yine benim kendimde en sevdiğim şey olarak kalacak geride.
İlk yazdığımda kafamın nasıl olduğunu, bundan önceki son yazdığımda da nasıl olduğunu hatırlıyorum hala. Küçük bir çocukluktan ergenliği bitiren bir delikanlıya dönmüş gibi hissediyorum. Komik bir benzetme olmuş olabilir kabul:) Hayatım şu anda o zamanların hepsinden daha yoğun. Enteresan bir dönemden geçiyorum çoğu kişi biliyor zaten. Hızlı büyüme kursuna gidiyormuşum gibi hissediyorum. Zamanla birşeyler öğreniyorum kendimle, çevremle , insanlarla ilgili. Güzel hayallerim var geleceğe dair, hiç değişmedi zaten. Büyük hayallerim, kısa dönemli beklentilerim var hayatımdan. Aslında özet bu heralde. En büyük öğreti bu benim için kısa dönemde. Yeni bir hayat en olmadık anlarda başlıyor sizin için. Interpol'ün şarkısında bahsettiği de bu galiba "it’s like learning a new a language".
Sevgiler
Az önce 2010 yılına ait mesajlarıma baktım facebooktan. Ne safmışız, ne kadar temizmiş herşey, ya da hala öyle ama işte farklı bakıyor insan zamanla birşeylere heralde. Tozlanıyor galiba insanlar zamanla, keşke hep öyle saf kalabilseler. Ben de değiştim elbet bu kadar zamanda. Son 1 senem özellikle, iş yoğunluğu, okul, ilişki derken farklı bir insan oldum çıktım ama halimden memnunum bir kaç şey dışında. Sadece beni ben yapan duygusallığım son zamanlarda ön plana çıksa da bunun yavaş yavaş tadındayken iyi bir özellik olduğunu düşünmeye başladım. Birşeyleri içimden geldiği gibi yapmak konusunda herhalde kimse elime su dökemez:) Aslında bir taraftan bunun aptallık olarak nitelendirilebileceği zamanlar da oldu elbette kabul ediyorum. Lakin o saflığı istedim hayatımda hep. Hala onu yaşamaya çalışıyorum öyle ya da böyle. İnsanların söylediklerine belki kolay inanıyorum, kötü şeyler düşünmemeye gayret ediyorum, kendi kendime hayaller kuruyorum, beklentilere giriyorum ki genelde bunlar kötü sonuçlansalar da henüz bıkmadım bundan. Çocuk gibi olmaktan, bu yönümün hala çocukluğumdaki gibi kalmasından memnunum. Galiba bana bir yerde bu yönüm birşeyler kazandıracak, bilemiyorum. Şu ana kadar oldukça tüketti beni bu tarafım.
Daha önce twitter'a da yazmıştım "İnsanları iyi hatırlamak istiyorum" diye. Nedenini bilmediğim bir şekilde bunu istiyorum hep. Nefret edemiyorum insanlardan, kızgınlıklarım öyle aylar yıllar almıyor. Zaten bunu da yapmak istemiyorum. İnsanları iyi hatırlamanın ne önemi var bilmiyorum. Sanırsam onlara yakıştıramadığım davranışları onların yapmış olmalarını kabullenmek istemiyorum. Bu kişi bunu yapmaz dediğimde onların gerçekten bunu yapmamalarını istiyorum. İşte böyle aptal bir dünya yaratıyorum kendime gode mode on halinde. Bu biraz fazla güvenmek, fazla değer vermek olarak adlandırılabilir. Adı her neyse ben o saflığı, o temizliği seviyorum işte. O iki sene önceki mesajları okurkenki saflığı nasıl görüyorsam, zaman geçse bile onu görmek istiyorum. Yine de belki bir süre bu benim kötü özelliğim diye düşüneceğim, değiştirmeye çalışacağım, sonra bu değişmeyecek ve yine benim kendimde en sevdiğim şey olarak kalacak geride.
İlk yazdığımda kafamın nasıl olduğunu, bundan önceki son yazdığımda da nasıl olduğunu hatırlıyorum hala. Küçük bir çocukluktan ergenliği bitiren bir delikanlıya dönmüş gibi hissediyorum. Komik bir benzetme olmuş olabilir kabul:) Hayatım şu anda o zamanların hepsinden daha yoğun. Enteresan bir dönemden geçiyorum çoğu kişi biliyor zaten. Hızlı büyüme kursuna gidiyormuşum gibi hissediyorum. Zamanla birşeyler öğreniyorum kendimle, çevremle , insanlarla ilgili. Güzel hayallerim var geleceğe dair, hiç değişmedi zaten. Büyük hayallerim, kısa dönemli beklentilerim var hayatımdan. Aslında özet bu heralde. En büyük öğreti bu benim için kısa dönemde. Yeni bir hayat en olmadık anlarda başlıyor sizin için. Interpol'ün şarkısında bahsettiği de bu galiba "it’s like learning a new a language".
Sevgiler
8 Şubat 2011 Salı
Bazen Yazmak Gerek
İş, güç yoğunluk derken ayda bire düştü post sayım. En başta herkes gibi bir hevesle açtım ama sonra baktım zaman yok, ama pes etmek de yok içinden geliyorsa yazacaksın arkadaş. Hayata dair, kendime dair paylaşmak istediğim bir çok şey arasından en önemlilerini yazmam gerek sanırsam. Çünkü önemli bir haftayı geride bıraktık.
* Haftasonunda hayırlı bir iş için gittim Aydın'a. Çoğunuz biliyorsunuzdur elbet, ablamı verdik gitti:) 2 yılı aşkın bir süredir beraber olduğu, benim de öz kardeşim gibi sevdiğim Ünsal ile söz kesildi. Ablamı ne kadar anlatsam azdır zaten, hayatımın her anında araya kilometreler de girse varlığını hissettirdi bana. Çoğu zaman beraber ağladık, beraber güldük, ne kadar sorun varsa birbirimizle paylaşarak aştık. Çoğu zaman bana akıl verip yol gösterdi ve bugünlere gelmemde annem ve babam kadar payı vardır dersem yalan olmaz herhalde. Ünsal'a da değinirsek, ablam nasılsa o da öyle oldu hayatımda. Her zaman öz kardeşi gibi davrandı bana. İyi günde, kötü günde hep destek oldu ve elinden gelenin en iyisini yaptı her zaman. Ablam vardı şimdi bir de Abim var, bu konuda cidden şanslı hissediyorum kendimi. Kendilerine beraber mutluluk ve sağlıkla geçirecekleri bir ömür diliyorum.
* Aydın'dan dönerken bir hüzün kapladı içimi Pazar akşamı. Çocukluk günlerim, üniversite zamanlarım aklıma geliyor hep garip bir şekilde. Önceden hep beraberdik, sonra ayrı olsak da istediğim zaman gidebiliyordum yanlarına. Şimdi öyle değil tabi. 6 senedir ayrı evlerdeyiz ama bu sene onlardan böyle uzakta olmak koydu bana ne yalan söyliyim.
* 2011 şubat'ını hiç sevmedim bu arada. Aslında Şubat'ın ilk haftasını hiç sevmedim. Barış Manço ve Cem Karaca'nın ölüm yıldönümlerinin olduğu bir haftadayız. Geçen hafta yine diğer iki sanatçı gibi aramızdan zamansız ayrılanlar oldu; Defne Joy Foster ve Gary Moore. İkisine de çok üzüldüm. Defne Joy, adı gibi eğlenceli, hayat dolu, etrafına sürekli pozitiflik saçan biriydi. Arkasından yazılanlara pek değinmek istemesem de aklıma geldikçe sinirden kuduruyorum. Umarım en kısa zamanda "Su testisi su yolunda kırılır" bu kez doğru insanlar için. Gary Moore'a da değinmek isterim. Bu kadar yetenekli, başarılı bir adam için 58 yaş çok erken cidden. "Still got the blues", "parisienne walkaways" gibi sayısız güzel şarkıyı yaratan blues rock'ın kralını Les Paul gitarıyla müthiş soloları ile hatırlayacağım. Yaşayan efsaneydi şimdi gerçek bir efsane oldu.
* Çok dağınık yazıyorum belki, farkındayım ama sevgilimden de bahsetmesem olmaz. yeter artık bu hasret gel artık yahu:)
* Bu arada blogumun daimi okuyucusu olan anneme de yazılarımdan sonra yaptığı yapıcı eleştiriler için teşekkür ederim. Güzel insan, annem, seni çok seviyorum!
* Bu haftanın şarkılarına gelirsek Gary Moore - Still Got the blues ve Parisienne Walkaways, Tnk - Yine yazı bekleriz , Redd - Prensesin Uykusuyum. Tavsiye ederim bence bir dinleyin pişman olmazsınız.
* Haftasonunda hayırlı bir iş için gittim Aydın'a. Çoğunuz biliyorsunuzdur elbet, ablamı verdik gitti:) 2 yılı aşkın bir süredir beraber olduğu, benim de öz kardeşim gibi sevdiğim Ünsal ile söz kesildi. Ablamı ne kadar anlatsam azdır zaten, hayatımın her anında araya kilometreler de girse varlığını hissettirdi bana. Çoğu zaman beraber ağladık, beraber güldük, ne kadar sorun varsa birbirimizle paylaşarak aştık. Çoğu zaman bana akıl verip yol gösterdi ve bugünlere gelmemde annem ve babam kadar payı vardır dersem yalan olmaz herhalde. Ünsal'a da değinirsek, ablam nasılsa o da öyle oldu hayatımda. Her zaman öz kardeşi gibi davrandı bana. İyi günde, kötü günde hep destek oldu ve elinden gelenin en iyisini yaptı her zaman. Ablam vardı şimdi bir de Abim var, bu konuda cidden şanslı hissediyorum kendimi. Kendilerine beraber mutluluk ve sağlıkla geçirecekleri bir ömür diliyorum.
* Aydın'dan dönerken bir hüzün kapladı içimi Pazar akşamı. Çocukluk günlerim, üniversite zamanlarım aklıma geliyor hep garip bir şekilde. Önceden hep beraberdik, sonra ayrı olsak da istediğim zaman gidebiliyordum yanlarına. Şimdi öyle değil tabi. 6 senedir ayrı evlerdeyiz ama bu sene onlardan böyle uzakta olmak koydu bana ne yalan söyliyim.
* 2011 şubat'ını hiç sevmedim bu arada. Aslında Şubat'ın ilk haftasını hiç sevmedim. Barış Manço ve Cem Karaca'nın ölüm yıldönümlerinin olduğu bir haftadayız. Geçen hafta yine diğer iki sanatçı gibi aramızdan zamansız ayrılanlar oldu; Defne Joy Foster ve Gary Moore. İkisine de çok üzüldüm. Defne Joy, adı gibi eğlenceli, hayat dolu, etrafına sürekli pozitiflik saçan biriydi. Arkasından yazılanlara pek değinmek istemesem de aklıma geldikçe sinirden kuduruyorum. Umarım en kısa zamanda "Su testisi su yolunda kırılır" bu kez doğru insanlar için. Gary Moore'a da değinmek isterim. Bu kadar yetenekli, başarılı bir adam için 58 yaş çok erken cidden. "Still got the blues", "parisienne walkaways" gibi sayısız güzel şarkıyı yaratan blues rock'ın kralını Les Paul gitarıyla müthiş soloları ile hatırlayacağım. Yaşayan efsaneydi şimdi gerçek bir efsane oldu.
* Çok dağınık yazıyorum belki, farkındayım ama sevgilimden de bahsetmesem olmaz. yeter artık bu hasret gel artık yahu:)
* Bu arada blogumun daimi okuyucusu olan anneme de yazılarımdan sonra yaptığı yapıcı eleştiriler için teşekkür ederim. Güzel insan, annem, seni çok seviyorum!
* Bu haftanın şarkılarına gelirsek Gary Moore - Still Got the blues ve Parisienne Walkaways, Tnk - Yine yazı bekleriz , Redd - Prensesin Uykusuyum. Tavsiye ederim bence bir dinleyin pişman olmazsınız.
1 Şubat 2011 Salı
Barış Manço Anısına

1 Şubat 1999'u iyi hatırlıyorum. Ortaokul 1. sınıftaydım ve yağmurlu bir günün sabahında O2nun vefat ettiği haberini alarak yıkılmıştım. Hepimiz gibi benim de çocukluğum da onun şarkıları ile, 7'den 77'ye programı ile geçti. Onun şarkılarıyla, programlarıyla büyüdük. Aslında şanslıyım böyle bir insana yetişebildim diye. İleride inşallah evlatlarıma anlatabileceğim, şarkılarını büyük bir zevkle dinletebileceğim bir Barış Abi gerçeği var.
En baştaki cümleme dönücek olursak, o günlerde şubat tatili ödevi için yazdığım günlüğe baya birşeyler karalamıştım Barış Manço ile ilgili. Baya da bir ağladım o gün. Bir yakınımı kaybetmiş kadar üzülmüştüm daha 13 yaşındaki halimle. Aslına bakarsak tüm çocukların yakını değil miydi zaten?
Hayatımda sevip sevebileceğim en büyük sanatçıyı rahmetle anıyoruz bugün. 7'den 70'e herkese birçok şeyleri 10 , 10 , 10 puan vererek öğreten Barış abi, 12 yıl oldu, biz her gün sütümüzü içtik, arabada arka koltuğa oturduk, büyüdük, adam olduk da sen neredesin?
6 Aralık 2010 Pazartesi
Doğumgünü
Bu post yayına girdiği anlarda kardeşim Ethem'in doğumgünü olacak.
Hayatın sillesini yiyip, başka başka yerlerde başka hayatlar yaşamaya sürgün edildiğimiz şu aralar, bütün sevdiklerinle beraber, beraber olamasanda onların iyi olduklarından haberdar olarak, mutlu bir hayat geçirmeni dilerim. Nice yıllara kardeşim, hep beraber ;)
Hayatın sillesini yiyip, başka başka yerlerde başka hayatlar yaşamaya sürgün edildiğimiz şu aralar, bütün sevdiklerinle beraber, beraber olamasanda onların iyi olduklarından haberdar olarak, mutlu bir hayat geçirmeni dilerim. Nice yıllara kardeşim, hep beraber ;)
26 Kasım 2010 Cuma
İş güç :)
Uzun zaman olmuş, en son yazdığımda buhranlardan buhran seçmişim. Ama şimdi herşey değişti, hayatım çok değişti.
İş buldum, evet. BP'de çalışıyorum. Zorlu bir iş, 8'de başlayacak olan mesai için 7'de çalışmaya başlıyorum mesela. Bu iş için evden ayrıldım, yeni bir eve çıktım. Çok zor oldu benim için. Aynı anda hem mutluydum, hem değildim. Şimdi de öyleyim. Buruk bir mutluluk var içimde. Sahip olduğum şeylerin değerini anladım. Ve şükrettim.
Ev hayatı güzel, ve zor :) Zaman geçtikçe alışıyorum ama, benimsiyorum burayı. Bugün internet de bağlandı, pek bir eksiğim kalmadı.
Zaman geçtikçe yazmaya devam edicem, Ethem'e inat :P
İş buldum, evet. BP'de çalışıyorum. Zorlu bir iş, 8'de başlayacak olan mesai için 7'de çalışmaya başlıyorum mesela. Bu iş için evden ayrıldım, yeni bir eve çıktım. Çok zor oldu benim için. Aynı anda hem mutluydum, hem değildim. Şimdi de öyleyim. Buruk bir mutluluk var içimde. Sahip olduğum şeylerin değerini anladım. Ve şükrettim.
Ev hayatı güzel, ve zor :) Zaman geçtikçe alışıyorum ama, benimsiyorum burayı. Bugün internet de bağlandı, pek bir eksiğim kalmadı.
Zaman geçtikçe yazmaya devam edicem, Ethem'e inat :P
19 Kasım 2010 Cuma
Bayram, Aydın, Sevgiler Saygılar
Herkese mutlu bayramlar öncelikle!
Herkesin unuttuğu bir blog haline getirdim sonunda burayı:) Eylül'den beri yazmazsam bu hale gelir tabi. Neyse herkes okumamış olur diyerek bir pollyannalık yapacağım.
Aydın'dan sevgilerle öncelikle. Cumartesi bayram nedeniyle geldiğim memleketimden bugün itibari ile ayrılıyorum ve yine İstanbul işte. Burada ailem ve arkadaşlarımla geçirdiğim bayramı aslında çok ama çok seviyorum. Ne yazık ki bugün geri döbüyorum ama İstanbul'da da özlediğim birisi var elbette:) Adını söylememe gerek yok herade akşam görüşücez kendisi ile.
Bu arada Sarper Bey BP çalışanı oldu ama artık buraya yazmaz herhalde:) Kendisine yeni işinde başarılar diliyorum. Umarım herşey güzel olur onun için de.
Şimdilik bu kadar, parmaklarımdaki pası biraz atayım diye yazıyorum bu yazıyı da:) Sonrasında devamı gelicek elbette.
Not: Aydın'daki çocuklar flüt çalmasınlar. Bir de kareokede sesimin güzelliğini keşfeden ofis arkadaşlarıma sonsuz sevgiler saygılar(Annem ve ablam hala buna inanmıyorlar!)
Herkesin unuttuğu bir blog haline getirdim sonunda burayı:) Eylül'den beri yazmazsam bu hale gelir tabi. Neyse herkes okumamış olur diyerek bir pollyannalık yapacağım.
Aydın'dan sevgilerle öncelikle. Cumartesi bayram nedeniyle geldiğim memleketimden bugün itibari ile ayrılıyorum ve yine İstanbul işte. Burada ailem ve arkadaşlarımla geçirdiğim bayramı aslında çok ama çok seviyorum. Ne yazık ki bugün geri döbüyorum ama İstanbul'da da özlediğim birisi var elbette:) Adını söylememe gerek yok herade akşam görüşücez kendisi ile.
Bu arada Sarper Bey BP çalışanı oldu ama artık buraya yazmaz herhalde:) Kendisine yeni işinde başarılar diliyorum. Umarım herşey güzel olur onun için de.
Şimdilik bu kadar, parmaklarımdaki pası biraz atayım diye yazıyorum bu yazıyı da:) Sonrasında devamı gelicek elbette.
Not: Aydın'daki çocuklar flüt çalmasınlar. Bir de kareokede sesimin güzelliğini keşfeden ofis arkadaşlarıma sonsuz sevgiler saygılar(Annem ve ablam hala buna inanmıyorlar!)
5 Eylül 2010 Pazar
1 Ay
Son yazı yazdığımdan bu yana 1 ay geçmiş ve yine burayı boşlamışız, lakin bu kez en fantastik en süper bahanemi yazıcam: İŞ BULDUM:) Artık İstanbul'da bir evim var, işim var ve herşeydne önemlisi mutluyum(nazar değmesin).
1 ay önceki yazarkenki ruh halimi hatırlıyorum da cidden çok kötüydüm. Ve yine o gün aldığım bir teklif ile şu andaki halime dönüştüm. Hayat işte garip bir anda değişiveriyor herşey. Uğraşıp, emek verdiğiniz şeylerin karşılığını almak kadar güzel bir şey yoktur heralde dünyada.
Merck&Sharp Dohme'de çalışıyorum 3 hafta kadar oldu heralde. Astoria'dayım yakınlarda olan varsa her zaman belklerim. Lojistik Data Sorumlusu olarak görev alıyorum ve gerçekten iş ortamı insanlar herkes çok iyi:)
Burak'la eve çıktık beraber. Beşiktaş'ta Vişnezade'de kalıyoruz, güzel şirin bir evimiz oldu. Misafirliğe gelecek olanlar bana boş mesaj atabilirler ki gelirken evin ihtiyacını mesajla atabileyim. Bu arada 3 buçuk gün süren ev arama hikayemiz için apayrı bir post gerekli zaman bulursam onu da yazıcam elbette.
Baran, Cansu ve Feyzan İstanbuldaki İzmirliler listesine kayıt yaptırdılar. Şimdi blogun diğer yazarını bekliyoruz büyük bir heyecanla. Sarper dostum sen gel, sana daktilo alıcam, böyle old school - marjinal bir hava içerisinde yazdırıcam sana yazıları. Bilgisayara ben geçiririm rahat ol:)
Sevgilerle
1 ay önceki yazarkenki ruh halimi hatırlıyorum da cidden çok kötüydüm. Ve yine o gün aldığım bir teklif ile şu andaki halime dönüştüm. Hayat işte garip bir anda değişiveriyor herşey. Uğraşıp, emek verdiğiniz şeylerin karşılığını almak kadar güzel bir şey yoktur heralde dünyada.
Merck&Sharp Dohme'de çalışıyorum 3 hafta kadar oldu heralde. Astoria'dayım yakınlarda olan varsa her zaman belklerim. Lojistik Data Sorumlusu olarak görev alıyorum ve gerçekten iş ortamı insanlar herkes çok iyi:)
Burak'la eve çıktık beraber. Beşiktaş'ta Vişnezade'de kalıyoruz, güzel şirin bir evimiz oldu. Misafirliğe gelecek olanlar bana boş mesaj atabilirler ki gelirken evin ihtiyacını mesajla atabileyim. Bu arada 3 buçuk gün süren ev arama hikayemiz için apayrı bir post gerekli zaman bulursam onu da yazıcam elbette.
Baran, Cansu ve Feyzan İstanbuldaki İzmirliler listesine kayıt yaptırdılar. Şimdi blogun diğer yazarını bekliyoruz büyük bir heyecanla. Sarper dostum sen gel, sana daktilo alıcam, böyle old school - marjinal bir hava içerisinde yazdırıcam sana yazıları. Bilgisayara ben geçiririm rahat ol:)
Sevgilerle
6 Ağustos 2010 Cuma
ETA 1m0d0h
Hala evdeyim.
Tatil adı altında işsizlikten çekmekteyim. Henüz evde bu konumuma karşı bir itiraz yok, ancak zamanla o da olacak, biliyorum.
Yaz bütün sıcaklığıyla ortalığı kavurmakta.
Yaptığım bütün seçimleri sorgulamaktayım şu sıralar. Hayatımla ilgili bütün seçimleri. Doğru mu yapıyorum diye düşünüyorum.
1 ay. En geç 1 ay içerisinde farklı bir yerde olacağım.
Tatil adı altında işsizlikten çekmekteyim. Henüz evde bu konumuma karşı bir itiraz yok, ancak zamanla o da olacak, biliyorum.
Yaz bütün sıcaklığıyla ortalığı kavurmakta.
Yaptığım bütün seçimleri sorgulamaktayım şu sıralar. Hayatımla ilgili bütün seçimleri. Doğru mu yapıyorum diye düşünüyorum.
1 ay. En geç 1 ay içerisinde farklı bir yerde olacağım.
5 Ağustos 2010 Perşembe
Soru İşaretleri
Hala İstanbul'dayım ve hala oradan oraya koşturmaktayım. Hala belirsiz herşey, hiç bir zaman sevemedim bu ruh halini. Genelde mutluyum herşeye rağmen, hala hayallerimin, isteklerimin peşinden koşuyorum tüm gücümle. Ailem, yakınlarım destek oluyorlar çok şükür bunun için. Ama işte bu ruh halidir canımı sıkan. Ne olacak, ne bitecek korkuları hep içimde. İyi bir şey olsa bile yine canımı sıkabilecek başka bir şey bulabiliyorum. Hep umut dolu oldum, yaşama sevincim bir an için düşmedi en zor anlarımda bile. Şu anda canım çok sıkkın, böyle olacağını biliyordum belki de hani buna hazırlıksız da yakalanmadım.
Hemen hemen 2 ay önce bir tweet atmıştım, "bugün daha kesin bir hayatım olabilirdi" diye. Hala herşey aynı. Hiç birşey kolay olmayacak elbet de ben artık sıkıldım, bunaldım. En ufak şeylere canımı sıkıyorum. Ben bunun hayalini kurmadım. Herşey bir yana, öğrenci olmak çok güzelmiş bunu anlıyorum. Kimseden bir baskı görmedim şu ana kadar, ailem hep arkamda, bugün bile konuştuk. "Sen nasıl istiyorsan, onu yap" dediler. Şimdi öyle bilgisayar karşısında oturmuş, bir yandan gözyaşlarıma engel olmaya çalışıyorum, bir yandan bir mail bir telefon bekliyorum. Ben çok mu hayalperestim bilmiyorum. Zor yahu çok zor...
Hemen hemen 2 ay önce bir tweet atmıştım, "bugün daha kesin bir hayatım olabilirdi" diye. Hala herşey aynı. Hiç birşey kolay olmayacak elbet de ben artık sıkıldım, bunaldım. En ufak şeylere canımı sıkıyorum. Ben bunun hayalini kurmadım. Herşey bir yana, öğrenci olmak çok güzelmiş bunu anlıyorum. Kimseden bir baskı görmedim şu ana kadar, ailem hep arkamda, bugün bile konuştuk. "Sen nasıl istiyorsan, onu yap" dediler. Şimdi öyle bilgisayar karşısında oturmuş, bir yandan gözyaşlarıma engel olmaya çalışıyorum, bir yandan bir mail bir telefon bekliyorum. Ben çok mu hayalperestim bilmiyorum. Zor yahu çok zor...
My Way by Elvis Presley
Öldüğümde bu şarkı çalınsın yeter ki. Bu, şarkıdan çok daha fazlası herhalde...
and now the end is near
and so i face the final curtain
my friend, i'll say it clear
i'll state my case,
of which i'm certain
i've lived a life that's full,
i've travelled each
and ev'ry highway
and more, much more than this,
i did it my way
regrets i've had a few
but then again
too few to mention
i did what i had to do,
and saw it through without exemption
i planned each chartered course,
each careful step along the byway
and more, much more than this,
i did it my way
yes there were times i'm sure you knew
when i bit off more than i could chew
but through it all
when there was doubt i ate it up
and spit it out
i faced it all and i stood tall
and did it my way
i've loved i've laughed and cried
i've had my fill my share of losing
and now as tears subside,
i find it all so amusing
to think i did all that
and may i say, not in a shy way
oh no, oh no not me
i did it my way
for what is a man
what has he got, if not himself
then he has not to say the things
he'd truly feels and not the words
of one who kneels
the record shows i took the blows
and did it my way
yes it was my way.
17 Temmuz 2010 Cumartesi
7 Temmuz 2010 Çarşamba
Kep, Çeşme, Haftasonu
Bu blogun adını ben koydum, en sahiplenmesi gereken ben, 1 ayda sadece 1-2 post girmiş bulunmaktayım. Hiç bir zaman unutmadım, ne yazmam gerektiği hep aklımdaydı ama sadece zaman bulamadım diyebiliriz. en son yazdığımda kepleri atıcaktık, sonra ertesi gün Çeşme'de bunu kutlayacaktık şimdi hepsi sona erdi. Önce kep, sonrasında da Çeşme'den bahsedeyim sizlere biraz.
Kep töreninde heyecanlanıcağımı hiç düşünmemiştim ama sahneye çıkarken olan oldu, "hoop noluyo lan?" nidalarıyla diplomayı almaya uzanırken birden kebimin düşüyor oluşu beni iyice kendimden geçirtti. Sonuç olarak, yukarıda ve aşağıda gördüğünüz komik fotolar ortaya çıktı:) Aşağıdaki ilk fotoda sanki yıllardır görmediğim babama koşarcasına bir halim var mesela. Şu anda bile baktıkça kendi kendime gülüyorum:) Bir sonraki fotoda ise hala kebi düzeltiyorum ya, o daha da efsanevi. Yahu ne kepmiş arkadaş bi doğru düzgün durmadı kafamda ya, zaten tören sonunda çılgınlar gibin fırlattım.
Çeşme'den bahsetmeliyim, öncelikle blogun diğer yazarı Sarper'e sonsuz teşekkürlerimi sunmak istiyorum. 3 gece boyunca krallar gibi ağırladı bizi. Sıkılsa bile belli etmedi, Setro ve Serdar Bey 3'lüsüyle oluşturduğumuz lakin farkedemediği çirkeflik oyununa katlanabildi ya helal olsun. Karşımda, eğer benim gibi bir rakip olsa herhalde "öeh yeter be" diyip oyunu çok öncelerden bırakabilirdim herhalde:)
Ontur'daki mezuniyet gecemiz inanılmaz eğlenceliydi. Genç mühendisler fena dağıttı gece boyunca. Alkolün sınırsız olmasının etkisiyle (ki buna rağmen, bar sırasında sıkılan ben, bir tane açılmamış votka şişesini alıp kaçtım:)) deliler gibi eğlendik. hala aklıma geldikçe gülüyorum yaptıklarımıza:) Hiç bitmesin diyebileceğim nadir gecelerden biri olarak akılda kalacak. Umarım hep beraber toplanıp bundan daha güzel eğlenceler yaşayabiliriz. Aşağıda gördüğünüz fotoda(Mahallenin delisi pozu ile) gecenin başka bir güzel olayına el atıp mekandaki telefonun kablosunu söküp telefon eşliğinde eğlenmeye başladım. Akabinde telefonu benden alan Sarper, güvenliğe yakalanıp kaçacak delik aradı. Bu da gecenin güzelliklerinden biriydi:)
Anlatılacak çok şey var aslında ama neticesinde geçen haftasonu dostlar, arkadaşlar ve sevgiliyle geçen süper bir haftasonu olarak tarihte yerini aldı. Şu anda İstanbul'dayım. İş bulma, hayata bir an önce atılabilme çabaları eşliğinde. Okulun bitmesi çok garip birşey. Bir anda gerçek hayatla başbaşa kalıveriyorsunuz. Umarım tüm arkadaşlarımın ve benim dileklerim gerçek olur.
1 Temmuz 2010 Perşembe
Neredeyiz?
Koskoca 1 ayda girebildiğim post sayısı 1. Kendimi kutluyorum bunun için ama zaman bulamadım yazmaya. Haziran ayı boyunca yolculuk yaptım resmen. Aydın-İzmir-İstanbul-Ankara-Çeşme Acun Firarda modunda gezdim dolaştım. Aslında sürekli kafamda vardı bu blog işi, ama yazamadım. Hala yazmak istediğim ayrı ayrı bir dolu şey var, lakin bugün onu da yapamaycağım sanırsam.
Neyse bugün mezuniyet törenim var. 5 yıllık serüven iyi kötü bugün sona eriyor. Şimdi hayat bizi nereye sürükleyecek onu göreceğiz. Haftasonu Çeşme, sonrasında da İstanbul'da olacağım. Bir sonraki post İstanbul'dan gelicek. O zamana dek görüşmek üzere...
Neyse bugün mezuniyet törenim var. 5 yıllık serüven iyi kötü bugün sona eriyor. Şimdi hayat bizi nereye sürükleyecek onu göreceğiz. Haftasonu Çeşme, sonrasında da İstanbul'da olacağım. Bir sonraki post İstanbul'dan gelicek. O zamana dek görüşmek üzere...
24 Haziran 2010 Perşembe
Previously on Aşk-ı Memnu
Bihter yaşanılan sorunları anlatıp gerildiğini söyleyen Adnan'a "Bir duş al da rahatla" dedi. Bihtercim rahatlamanın başka yolları da var. Behlül'e gelince başka şeyler, Adnan'a gelince duş. Nerede kaldı senin adalet duygun !!
Matmazel Beşir'e "İlişkilerini kanıtlayan elinde ne varsa foto, film, grup fotoğrafı, threesome, sperm kalıntısı fark etmez, artık ortaya çıkarmalısın !!" dedi.
Adnan'ın flashbackler yaşadığı bir bölümdü. Behlül Bihter'in odasındaki aşk notu için amcasına "Ben Peyker'e yazmıştım.." dedi. Adnan da "He o zaman iyi" dedi. Ulan o zaman Nihat boynuzlanıyor. Desene adam gibi "Bihter'in kardeşini ne düdüklemek istiyorsun o zaman lan" diye. Adnan'cım ateş düştüğü yeri yakar tabi. Sen de bu bölüm göreceksin, bekle azıcık.
Behlül flaschback'de amcasının özür dilemesi üzerine "But I'm broken !!" dedi.
Adnan Bey, Beşir'in hasta odasına gidip düşük sesle kendi kendine dertlendi. Beşir ise önce seyrettiği filmlerde öyle yapıldığı için uyuyormuş gibi yapmaya devam etti ve sonra da çaktırmadan ağladı. Sen de bizim English Patient'ımızsın Beşir.
Bu Beşir kaç bölümdür yatarak para kazanıyor. O kazandığın para helal olmaz Beşir !! Şu herife en azından ayakta birkaç sahne yazsınlar da çocuk parasını hak ederek kazanmış olsun, biz de helal edelim !!
Nihal Beşir için çok üzülmeye devam etti. "Baba çok üzülüyorum Beşir'e. Düğün olacak ama hep aklımda o var. Ama Behlül'ün elini tutunca, o da benim mememi tutunca herşeyi unutuyorum biliyor musun tatlım?" dedi. Özellikle teknedeyken bence değil Beşir'i, babasını, ölmüş anasını, yurtdışına postalanacak kardeşi Bülent'i ve buna benzer daha birçok şeyi unutuyor Nihalcim !!
O spastik tatlımlarını son defa söyleyeceksin Nihal !!
Bihter Behlül'ü telden arar.
Bihter-Behlül çabuk eve gel !!
Bülent-Ben Bülent
Bihter-Hee öbür hafta zaten herşey belli olacak, artık birşeyleri örtbas etmek istemiyorum, sen yine ver Behlül'ü !!
Bülent'in başının üstünde düşünme bulutu belirir. "Ulan galiba Behlül annemi .ikiyor. Canım çok sıkıldı". Hadi git babana ağla "Niye böyle oluyor" diye. Ulan Bülent senden hiç muhallebi çocuğu olmanı beklemezdim !!
Behlül'e kimse demedi mi şeytanla pazarlık yapılmıcağını, "Bihtercim senle çok güzel seviştik ama biliyorsun ki ben piçin tekiyim, bu zamana kadar da sevdiğim herkesi arkasından bıçakladım, seni de az aldatmadım zaten laf aramızda, e ben evleniyorum falan ya sen şimdi akşama rezalet çıkarırsın falan, aman ha!" Oldu canım Bihter Ziyagilim lan ben, akşama sen görürsün bakışlarıydı bence onlar.
Reklamlardan izleyemiyoruz ya diziyi ben diorum ki, gelin siz de ben gibi yapın. Yazdım reklam veren tüm şirketleri, bidaha pepsidir rexonadır alırsam iki olsun, sinir ettiniz yahu!!!
9 Haziran 2010 Çarşamba
#3
Başlıksız bir blog ile yeniden karşı karşıyasınız.
Bu aralar çok fena Red Alert 3'e sardım, neden bilmiyorum... Lisede 2'sini oynardık internet kafelerde, baya kaptırırdık kendimizi, superweapon'lar olmucak, ilk 15 dk. kaynak toplayıcılara saldırılmayacak falan diye... "Mert" bir savaştı yani, hukukları olan bir savaştı bizimkisi.
Bu aralar çok fena Red Alert 3'e sardım, neden bilmiyorum... Lisede 2'sini oynardık internet kafelerde, baya kaptırırdık kendimizi, superweapon'lar olmucak, ilk 15 dk. kaynak toplayıcılara saldırılmayacak falan diye... "Mert" bir savaştı yani, hukukları olan bir savaştı bizimkisi.
3 Haziran 2010 Perşembe
NBA 2010 FINALS
Finaller başlamadan önce havaya girmek için ideal bir video. Hatta şöyle söyleyeyim, kendi finallerim için bu kadar havaya girmedim. Bize de bir video lazım :) Çalan şarkının ne olduğunu bilmiyorum ama o da çok hoşuma gitti. Ayrıca bu videonun NBA tarafından yapılmaması da işin enteresan yönü. Zaten yapsalar da daha iyisi olmazdı. Rengim belli finalde. Her sene illa sikimsonik bir son saniye atışı ile çok kritik noktalarda maç kazanan L.A. bu kez Boston tarafından iyice dövülsün istiyorum. Rondo, Pierce, Allen ve Garnett güç sizde artık! İlk maç bu gece saat 4'te Ntv ekranlarında, kaçırmayın derim.
30 Mayıs 2010 Pazar
#2
Bu başlık bulma olayı ne fena iş. Ortaokulda lisede falan kompozisyon yazdırdıklarında başlıkları hep "arkadaşlar yavaş yavaş toparlayalım artık" anonsu yapılırken bulduğum için, oldum olası başlık atmayı sevmem. AHA! Evet ya, bundan sonra, bir günümüz yazılı basın trendi olan, gerekli gereksiz kalın karakter kullanma eğilimi içine giriyorum. Yerseniz.
Klavyenin tuşlarına basarken kafamda değinmek istediğim 2-3 konu vardı ancak şu an öyle bir rahat batıyor ki anlatamam, acayip üşendim. Onun yerine şu an kafamdan ne geçerse onu yazıcam buraya. Üşenmezsem 2-3 fotoğraf koyarım, eye-candy niyetine.

Düşünüyorum da, ütü yapmayı bilsem ne güzel olurdu. Evet, bilmiyorum. Ütü yapmayı bilsem, gerçekten de kendi kendine yaşayabilen bir adam olurdum. Yani elbette kimse kendi kendine yaşayamaz ama, kendi kendine yeten diyelim... Yok, o da saçma oldu. Her neyse işte, ütü bilsem iyi olurdu. Sadece ütü biliyor diye de evlenilmez ki biriyle. Aklıma gelmişken, askerden geldim diye herkeste inceden bir "eh, artık evlenirsin de sen" mesajı alıyorum, yapmayın.
Evet, ben kendimle barışık, eksikliklerimden utanmayan birisiyimdir bu arada. İtiraf #2, askerden geldim ama hala göbekliyim. Olabilir. Hala salak değilim en azından, bazı şeyleri daha net görüyorum. Yok yok, sosyal mesaj değil bu, genel. Kimse üstüne alınmasın ha. Alınması gerekenler olursa isim veririm, acımam.
Bu arada size de oluyor mu bilmiyorum, Facebook'ta birine denk geliyorum mesela, 42 ortak arkadaş gözüküyor. Hadi 42 demeyelim de, 29. Ama siz bu kişiyi tanımıyorsunuz. Hiç denk gelmemişsiniz, o 29 kişilik arkadaş havuzundan rastgele 4-5 kişi denk geldiğinde bile hiç o kişiyle karşılaşmamışsınız, hatta birbirinizden ateş dahi istememişsiniz. Çok ilginç geliyor bana. Bence öyle kişiler varsa bildiğiniz, hemen o kişilerle arkadaş olun. Zararlı çıkacağınızı düşünmüyorum. Ha ben olmam, neden derseniz, bir nedeni yok. Öyle... :)
[Böyle ruh hastası profili çizersem, belki başarılı olurum, Sid Vicious, Courtney Love hesaaabı, çaktın mı?]
Şu anda Müslüm Gürses'ten Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar'ı dinliyorum. Ciddi ciddi rakı içesim olduğunu anladım. İyi bir masada, peynir olacak, haydari olacak, ne bileyim, herşey olacak. Kuş sütü istemez.
Klavyenin tuşlarına basarken kafamda değinmek istediğim 2-3 konu vardı ancak şu an öyle bir rahat batıyor ki anlatamam, acayip üşendim. Onun yerine şu an kafamdan ne geçerse onu yazıcam buraya. Üşenmezsem 2-3 fotoğraf koyarım, eye-candy niyetine.
Düşünüyorum da, ütü yapmayı bilsem ne güzel olurdu. Evet, bilmiyorum. Ütü yapmayı bilsem, gerçekten de kendi kendine yaşayabilen bir adam olurdum. Yani elbette kimse kendi kendine yaşayamaz ama, kendi kendine yeten diyelim... Yok, o da saçma oldu. Her neyse işte, ütü bilsem iyi olurdu. Sadece ütü biliyor diye de evlenilmez ki biriyle. Aklıma gelmişken, askerden geldim diye herkeste inceden bir "eh, artık evlenirsin de sen" mesajı alıyorum, yapmayın.
Evet, ben kendimle barışık, eksikliklerimden utanmayan birisiyimdir bu arada. İtiraf #2, askerden geldim ama hala göbekliyim. Olabilir. Hala salak değilim en azından, bazı şeyleri daha net görüyorum. Yok yok, sosyal mesaj değil bu, genel. Kimse üstüne alınmasın ha. Alınması gerekenler olursa isim veririm, acımam.
Bu arada size de oluyor mu bilmiyorum, Facebook'ta birine denk geliyorum mesela, 42 ortak arkadaş gözüküyor. Hadi 42 demeyelim de, 29. Ama siz bu kişiyi tanımıyorsunuz. Hiç denk gelmemişsiniz, o 29 kişilik arkadaş havuzundan rastgele 4-5 kişi denk geldiğinde bile hiç o kişiyle karşılaşmamışsınız, hatta birbirinizden ateş dahi istememişsiniz. Çok ilginç geliyor bana. Bence öyle kişiler varsa bildiğiniz, hemen o kişilerle arkadaş olun. Zararlı çıkacağınızı düşünmüyorum. Ha ben olmam, neden derseniz, bir nedeni yok. Öyle... :)
[Böyle ruh hastası profili çizersem, belki başarılı olurum, Sid Vicious, Courtney Love hesaaabı, çaktın mı?]
Şu anda Müslüm Gürses'ten Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar'ı dinliyorum. Ciddi ciddi rakı içesim olduğunu anladım. İyi bir masada, peynir olacak, haydari olacak, ne bileyim, herşey olacak. Kuş sütü istemez.
Scarlett Johannson ile veda ederken, aslında şu an Blogger'a küfür etmekteyim.
26 Mayıs 2010 Çarşamba
#1
Aha da başlıyorum :)
Ben Sarper, bu blogu takip edenler beni mutlaka Ethem kişisinin yanında görmüşlerdir. Şöyleyim böyleyim demiyorum, bilenler bilir. Ethem kişisiyle beraber uzun yollar gitmişliğimiz vardır, daha da gideceğizdir ;)
Buraya yazdığım süre boyunca kendi bloguma da vakit ayırmaya çalışıcam, bakalım birini bile götüremezken, ikisini birden sürdürebilecekmiyiz? Bence yaparım :)
Gelelim düşünmeniz gereken konuya. Düşünün, ve bir zahmet yorum yapın.Lisede kurduğunuz hayallerin kaçını şu an gerçekleştirdik? Ya ben o zamanlar çok asiydim, ya da şu an hayat beni gerçekten usandırmış, emin değilim...O zamanlar kurduğum hayaller şimdi çok ulaşılmaz geliyor. Belki denk geliriz bi alkol masasında, o zamanki hayallerimi anlatırım, ancak şimdi, ne bileyim, çok sıradan hayallere sahibim. Bazen bunu farkedip, acayip üzülüyorum... Asıl sorun şu, nasıl oldu da bu duruma geldi(m/k) ?
İyice düşünün. May the force be with you.
NOT: Bu resim bana LOST'un sezon finalini söyleyen herkes için gelsin.
Ben Sarper, bu blogu takip edenler beni mutlaka Ethem kişisinin yanında görmüşlerdir. Şöyleyim böyleyim demiyorum, bilenler bilir. Ethem kişisiyle beraber uzun yollar gitmişliğimiz vardır, daha da gideceğizdir ;)
Buraya yazdığım süre boyunca kendi bloguma da vakit ayırmaya çalışıcam, bakalım birini bile götüremezken, ikisini birden sürdürebilecekmiyiz? Bence yaparım :)
Gelelim düşünmeniz gereken konuya. Düşünün, ve bir zahmet yorum yapın.Lisede kurduğunuz hayallerin kaçını şu an gerçekleştirdik? Ya ben o zamanlar çok asiydim, ya da şu an hayat beni gerçekten usandırmış, emin değilim...O zamanlar kurduğum hayaller şimdi çok ulaşılmaz geliyor. Belki denk geliriz bi alkol masasında, o zamanki hayallerimi anlatırım, ancak şimdi, ne bileyim, çok sıradan hayallere sahibim. Bazen bunu farkedip, acayip üzülüyorum... Asıl sorun şu, nasıl oldu da bu duruma geldi(m/k) ?
İyice düşünün. May the force be with you.
NOT: Bu resim bana LOST'un sezon finalini söyleyen herkes için gelsin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

